The Lady in the Van -Zoraki Komşu, çağdaş İngiliz edebiyatı ile sahne sanatlarının kesiştiği noktada ortaya çıkan özgün bir metinlerarası anlatının sinema uyarlamasıdır. Yapıtın yazarı Alan Bennett, İngiltere’de özellikle deneme, anı, tiyatro ve kısa düzyazı türlerinde verdiği eserlerle tanınan; gündelik hayatın ahlâkî gerilimlerini yazı aracılığıyla irdeleyen bir yazardır.
Yazar ile Kadının Tanışması
Bennett, 1970’lerin başında Londra’nın Camden semtinde
yaşarken, sokakta park hâlinde duran sarı bir minibüsle ve onun içinde yaşayan
yaşlı bir kadınla karşılaşır. Kadının gerçek adı Mary Shepherd’dır. Dünya
işlerinden uzaklaşmış, kurallarla uymayan ve insanlarla sorunlu, son derece ketum bir
figürdür. Tanışmaları neredeyse sıradan bir komşuluk ilişkisiyle başlar:
Bennett, minibüsün kısa süreliğine evinin önünde durmasına izin verir. “Geçici”
olarak verilen izin, yaklaşık on beş yıl sürecek bir birlikte varoluş hâline
dönüşür.
On beş yıl boyunca Bennett ile Shepherd arasında klasik
anlamda bir dostluk kurulmaz. İlişkileri daha çok mesafeli bir tahammül,
aralıklı yardımlar ve sürekli bir huzursuzluk hâli üzerinden ilerler. Bennett,
bir yandan kadına barınma imkânı tanırken, diğer yandan onun varlığının
gündelik hayatına sızmasından rahatsız olur. Bu ikili duygu durumu -merhamet
ile bıkkınlık arasındaki gerilim- eserin temel ahlâkî eksenini oluşturur.
***
Yaşanan hikâye, Bennett tarafından önce kısa bir anı-deneme metni olarak kaleme alınır. Hikâye daha sonra The Lady in the Van adıyla yayımlanır. Eser, yazarın gözlemleri, sorgulamaları ve anlatıcının kendini de sorguladığı pasajlardan oluşur. Bennett, hikâyesinde yalnızca Miss Shepherd’ı değil, ona bakan ve onu yazıya döken kendisini de bu sorgulamanın parçası hâline getirir.
Anlatının merkezinde “başkasının hayatına tanıklık etmenin
sorumluluğu” vardır. Shepherd’ın geçmişi -travmalar, suçluluk duygusu ve
gönüllü yalnızlık- yavaş ve parçalı biçimde açılır; hiçbir zaman tam anlamıyla
çözümlenmez.
Sahneye ve Sinemaya Uyarlama
Bennett, eserini 1999 yılında aynı adla bir tiyatro oyununa
dönüştürür. Sahne uyarlamasında belirgin bir yenilik dikkat çeker; yazar,
kendisini iki ayrı figür olarak sahneye çıkarır; yaşayan Bennett ve yazan
Bennett.
2015 yılında oyun, sinemaya uyarlanır. Film uyarlaması,
tiyatro metninin bu öz-düşünümsel yapısını büyük ölçüde korur. Miss Shepherd rolünde Maggie Smith’in performansı, karakteri ne romantize eder ne de basitleştirir; film, kadını tuhaf bir komedi unsurundan ziyade, modern kent yaşamının görünmez figürlerinden biri olarak ele alır.
***
Ortaya çıkan anlatı, yüzeyde bir “zoraki komşuluk” hikâyesi
gibi görünse de, derinlikte modern bireyin ahlâkî sınırlarını sorgular. Yardım
etmek ile bir kişinin hayatına dâhil olmak, tanıklık etmek ile sömürmek, yazmak
ile müdahale etmemek arasındaki çizgiler sürekli bulanıklaşır. Bennett’in eseri
ve onun sinema uyarlaması, büyük dramatik dönüşümlerden kaçınarak, gündelik
hayatın küçük ama kalıcı etkilerine odaklanır.
***
Zoraki Komşu hikâyesini bugün yeniden düşündüğümde, insan ilişkilerinin nasıl değiştiğini açık biçimde görebiliyorum. Alan Bennett’ın, sokakta bir minibüsün içinde yaşayan yaşlı bir kadına önce evinin önünde, sonra bahçesinde yer açması, artık pek rastlanmayan bir davranış biçimidir. Günümüz kent yaşamında insanlar başkalarının hayatlarına dâhil olmaktan özellikle kaçınıyor; yardımlaşma ise çoğu zaman sınır ihlali ya da yük olarak görülüyor. Bu yüzden Bennett’ın tavrı dikkat çekicidir.
Yaşlı kadın -Mary, toplumun kolayca dışlamayı seçtiği tüm
özelliklere sahiptir: eşyaları dağınıktır, sert bir karakteri vardır, görünümü
rahatsız edicidir ve keskin bir gurura sahiptir. Hikâyede onu düzeltmeye
çalışmak belki kolay olurdu ya da bir yere yerleştirmek, kurallara uydurmak,
daha kabul edilebilir hâle getirmek. Ama Bennett bunu yapmıyor. Kadını olduğu
hâliyle kabul ediyor. Bennet’in Mary’i olduğu gibi kabul edişi romantik sebeplerle değildir; yazarın içinde rahatsızlık, sabırsızlık ve biraz da kaçma isteği var. Ama yine de geri
adım atmıyor.
Yazarın kadından ilk başlarda hoşlanmadığı çok açık.
Gürültüden, huysuzluktan, sertlikten rahatsız oluyor. Buna rağmen onu
hayatından tamamen çıkarmıyor. Çünkü kadının yaşamına baktığında, onun zaten
sürekli bir mücadele içinde olduğunu görüyor. Hayatla uzlaşamamış, yardım
istemeyen, kimseye de fazla yaklaşmayan bir insan Mary. Bennett, onun hayatını değiştiremeyeceğini
anlıyor. Belki de değiştirmeye çalışmanın haksızlık olacağını seziyor.
Kadının gururu hikâyede belirleyici. Yardım edilmesini
istemiyor, geçmişini de anlatmıyor, yakınlık kurmuyor. Günümüzde her şeyin
anlatılmasının beklendiği bir dünyada, Mary’in suskunluğu rahatsız
edici bulunabilir. Ama Bennett Mary’nin suskunluğuna saygı gösteriyor. Sormuyor, onu hiçbir şeye zorlamıyor, çözmeye çalışmıyor.
Mahalledeki diğer insanların tepkisi ise daha tanıdık.
Başlangıçta hoşgörü var evet ama sonra düzen bozuldukça rahatsızlık başlıyor, kabul
edilebilirliğini kaybediyor. Bu hikâye, yaşlılara, yoksullara, toplum dışına
itilmiş insanlara karşı gösterdiğimiz sabrın ne kadar sınırlı olduğunu
hatırlatıyor. Bayramlarda hatırlanan, sonra unutulan insanları düşünün.
The Lady in the Van - Zoraki Komşu, bir iyilik ya da kurtarma hikâyesi değildir. Daha çok şunu söyler: Herkesin hayatını düzeltmek zorunda değilsin. Bazen bir insan için yapılabilecek tek şey, onun varlığını kabullenmek ve onu yok saymamaktır. Bugünün dünyasında bu bile az bulunan bir davranış hâline gelmiştir.