Prometheus’u
neden hâlâ konuşuyoruz?
Aiskhylos’un Zincire
Vurulmuş Prometheus tragedyası, geniş bir düşünsel yapının elde kalmış bir
parçasıdır. Antik kaynakların işaret ettiği üçlemeden yalnızca bir oyunun
günümüze ulaşmış olması, okuru bilinçli bir kopukluğun içine yerleştirir.
Oyunun başından itibaren hissedilen eksiklik, anlatının doğasıyla uyumludur;
çünkü Prometheus miti, süreklilik taşıyan bir çatışmayı merkeze alır. Anlatı,
devam eden bir gerilimi görünür kılar ve okuru tamamlanmış bir hikâyenin dışına
çıkararak yoruma açık bir düşünce alanına yönlendirir.
Prometheus anlatısı,
belirli bir dönemin siyasal ya da dinsel tartışmasıyla sınırlı kalmayacak
ölçüde geniş bir düşünsel alana yayılır. Tanrılar arasındaki çatışma sahnede
mitolojik bir çerçeve içinde yer alsa da, anlatının asıl ağırlığı daha derinde
işleyen bir insanlık tartışmasına yönelir.
Bu aşamada Prometheus
figürü, klasik mitolojinin sınırlarını aşar. “İnsan dostu” olarak tanımlanan
Prometheus, yalnızca insanlara ateşi veren bir aracı değildir; aynı zamanda
insan olma hâlinin bir simgesidir. Tanrılara karşı duruşu ise insan olmanın
kurucu eylemi olarak anlam kazanır; itaatin karşısına bilinci, sessizliğin
karşısına sözü yerleştirir. Prometheus’un seçimi, insanın kendi kaderi
karşısında aldığı tavrın ifadesi hâline gelir.
Prometheus anlatısı,
insanın tarih içinde var olma biçiminin dramatik bir ifadesi olarak
okunmalıdır. Onu anlamak, özgürlük, bilinç ve sorumluluk kavramlarının insan
yaşamında nasıl anlam kazandığını kavramayı gerektirir.
Aiskhylos, tragedyasında
belirli bir kuşağın ya da daha geniş anlamda bir düşünce tutumunun sesini
yansıtır. Yüzyıllar boyunca birikmiş gelenekler, inanç kalıpları ve otorite
biçimleri, sorgulanmaksızın devralınan bir miras olmaktan çıkar; insanın omuzlarından
atabileceği bir yük olarak düşünülür. Tragedyanın tonu öğretici ya da buyurgan
değildir; daha çok bilinçli bir uzaklaşmanın, artık kulak vermeme iradesinin
ifadesidir. Kör bir kabullenişin yerini ayıklama, seçme ve reddetme bilinci
alır.
Bu düşünsel atmosfer
içinde Prometheus, insan olma ülküsünün ilk temsilcisi olarak belirir. Onun
durumu, özgürleşme fikrinin erken bir biçimini taşır. Aiskhylos, Prometheus’u
insanın kendi kaderi karşısında aldığı tavrın örneği hâline getirir.
Tragedya, iktidarın nasıl
ortaya çıktığını, hangi yollarla meşrulaştırıldığını ve hangi korkular
üzerinden sürdürüldüğünü görünür kılar. Aiskhylos’un yeniliği de burada
yoğunlaşır: Tragedyanın içine açık biçimde bir yönetim ve iktidar tartışması
yerleştirilir. Tanrılar arasındaki çekişme, iktidarın el değiştirmesiyle ortaya
çıkan sertleşmeyi, bastırmayı ve düzen arzusunu belirginleştirir.
***
İlk kırılma noktası
Uranos’un devrilmesiyle ortaya çıkar ve kaba kuvvetle ilişkilidir. İktidar,
doğrudan bedene yönelen fiziksel şiddet üzerinden kurulur; güç, aracısız bir
egemenlik biçimiyle işler. İkinci kırılma Kronos’un devrilmesiyle belirginleşir
ve aklın devreye girdiği bir evreyi temsil eder. Gizleme, hazırlık, öngörü ve
strateji, iktidarın yeni araçları hâline gelir. Zeus bu aşamada gücünü akıl
yoluyla örgütleyen bir iktidar biçimini temsil eder. Kaba kuvvet ortadan
kalkmaz; ancak aklın yönlendirdiği bir işleve kavuşur ve sistemli hâle gelir.
Bu dönüşüm, iktidarın
tarihsel işleyişine dair daha genel bir okuma imkânı sunar. Kaba kuvvetle
kurulan düzenler zamanla yönetim tekniklerine evrilir. Şiddet varlığını
sürdürür; fakat daha hesaplı, daha düzenli ve daha kurumsal biçimler kazanır.
Zeus’un kurduğu düzen de bu açıdan bakıldığında modernleşmiş bir iktidar tipini
andırır: salt fiziksel güçten çok, akıl, planlama, meşruiyet üretimi ve
kurumsal yapı öne çıkar.
Prometheus figürü bu
dönüşüm çizgisinin içindedir. Onun tanrıya karşı duruşu, akıl yoluyla yeniden
kurulan iktidar çağında, aklın başka bir imkânını temsil eder. Zeus’un
düzenleyici ve denetleyici aklına karşı, Prometheus’un aklı insanı merkeze
alan, özgürleştirici bir yön taşır.
***
Prometheus adının
taşıdığı “önceden gören” anlamı, anlatı içinde bir ad açıklamasının ötesine
geçer; iktidarla bilgi arasındaki ilişkinin düşünülmesini mümkün kılar. Gaia ve
Kronos’un Zeus’un iktidarını hazırlayan hamleleri gibi, Prometheus da bu
düzenin kalıcı olmadığını bilir. Prometheus, iktidarın geleceğine dair bir
farkındalığın taşıyıcısıdır. Karşı karşıya gelen, güç ile bilgi arasındaki
gerilimdir. Zeus’un kudreti uygulamaya dayanır; Prometheus’unki ise zamanla
ilişki kuran bir öngörüye.
Mekone anlatısında kurban
paylaşımı etrafında şekillenen olaylar, dinsel bir geleneğin açıklaması olmanın
ötesinde bir anlam taşır. Prometheus ile Zeus arasındaki ayrışma burada açık
biçimde belirginleşir. Prometheus, tanrısal egemenliğe karşı insanın payını
savunur. Ateşi insanlar için çalması bu tavrın yalnızca görünen yüzüdür; asıl
mesele, egemenliğin merkezini yerinden oynatma girişimidir.
Prometheus’un cezası,
onun ölümsüzlüğü nedeniyle süreklilik kazanır. Ölüm insanlara bir çıkış imkânı
sunarken Prometheus bu ihtimalden de yoksundur. Ona yöneltilen kibir ve gurur
suçlamaları, bilinçli bir tercihi gölgelemeye yöneliktir. Oysa Prometheus, yaptığının
sonuçlarını bilerek hareket eder; pişmanlık göstermez, çünkü başına gelecekleri
öngörür. Tragedyanın bir bölümünde Io’ya söyledikleri de bu öngörüyü açığa
çıkarır. Io için ölüm bir kurtuluş ihtimalidir; Prometheus için böyle bir son
söz konusu değildir.
Prometheus’un
çevresindeki sesler de ona ölçülü olmayı ve susmayı öğütler. Bu seslerin çoğu,
iktidar karşısında şekillenen ortak bir tutumu yansıtır. Doğru söz dahi olsa,
sözün bedeli hesaba katılır. Zeus’un kurduğu düzen de bu hesap üzerine işler.
Paylaşım vardır; ancak paylaşım merkezî bir itaate bağlanmıştır.
Zincire vurulmuş olan
Prometheus’tur; ancak geleceği denetleme çabasıyla yaşayan Zeus’tur. Gücü
güvence altına alma isteği, onu sürekli bir tedirginliğe bağımlı kılar.
Prometheus ise bedelini bilerek konuşan bir iradeyi temsil eder.
Ortaya çıkan sonuç
açıktır. İktidar, karşısına dikilen düşünceyi ortadan kaldırabileceğini
varsayar; fakat bu varsayım kendi zayıflığını üretir. Düşünce bastırılamaz,
yalnızca ertelenir. Akıl zorla ortadan kaldırılamaz. Egemenlik kaba güce
dayandıkça kırılganlaşır. Bu nedenle Zeus’un düzenini ayakta tutabilecek olan
bile Prometheus’un temsil ettiği bilinçtir; iktidar, bastırdığı akla muhtaç
hâle gelir.
Aiskhylos’un tragedyasında Prometheus figürü, iktidarın geleceği denetleme arzusuna karşı bilgi ve özgürlük üzerinden konumlanan bir direniş biçimi olarak belirir. Zeus ise iktidarını sürdürebilmek için yasa üreten, denetimi artırdıkça sertleşen ve bu sertliği korku üzerinden meşrulaştıran bir egemenlik tipi olarak çizilir. Bu bakış açısıyla mit, zamandan kopuk bir anlatı olmaktan çıkar; iktidar ilişkilerinin sürekliliğini görünür kılan tarihsel bir okuma alanına dönüşür. Tragedya öğretici bir siyasal ders verme iddiası taşımamakla birlikte, iktidarın düşünceyle karşılaştığı anda yaşadığı gerilimi, denetim kaybı korkusunu ve bu korkunun yol açtığı sertleşmeyi insanî boyutlarıyla açığa çıkarır.

