örfi hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
örfi hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2026 Perşembe

Nizam-ı Âlem Uğruna: Osmanlı’da Kardeş Katli ve Devlet Aklı

Osmanlı kanunnâmeleri içinde en dikkat çekici ve tartışmalı düzenlemelerden biri kardeş katli meselesidir. Kardeş katli özellikle Fatih Sultan Mehmed döneminde açık bir hukuki çerçeveye kavuşturulmuş ve devlet düzeninin korunması adına meşrulaştırılmıştır. Fatih, kanunnâmesinde padişahın gerektiğinde kardeşlerini ortadan kaldırabileceğini belirtirken, bu hükmü bireysel bir tercih ya da keyfî bir uygulama olarak değil, doğrudan doğruya devletin bekasıyla ilişkilendirir. Burada öne çıkan kavram “nizam-ı âlem”, yani dünyanın ve devlet düzeninin korunmasıdır. Osmanlı siyasal düşüncesine göre devletin varlığı, bireylerin hayatından daha üstün bir değere sahiptir; dolayısıyla taht mücadelesinin doğuracağı iç savaş ihtimali, hanedan üyeleri arasındaki bireysel hakların önüne geçer.
Kardeş katli, İslam hukukunun doğrudan bir hükmüne dayanmaz. Şer‘î hukukta kardeş katlini meşrulaştıran açık bir kural yoktur. Bu tür bir eylem dinî açıdan son derece ağır sonuçlar doğurabilecek bir fiil olarak değerlendirilir. Ancak Osmanlı uygulamasında kardeş katli, şeriatın sınırları dışında kalan ve devlet yönetimine ilişkin alanı kapsayan örfî hukuk çerçevesinde ele alınmıştır. Padişahın örfî yetkisi, devletin ihtiyaçlarına göre kanun koyabilme gücü, bu noktada belirleyici olur. 
Bu anlayışın arka planında Osmanlı’nın erken dönemlerinde yaşanan taht mücadeleleri önemli bir yer tutar. Yıldırım Bayezid’in ölümünden sonra ortaya çıkan Fetret Devri, devletin nasıl bir dağılma sürecine girebileceğini açık biçimde göstermiştir. Şehzadeler arasındaki mücadele, devletin parçalanmasına yol açabilecek bir krize neden olmuştur. Bu acı tecrübe, Osmanlı yönetici zihniyetinde derin bir iz bırakmış ve benzer bir durumun tekrar yaşanmaması için daha radikal çözümler aranmasına neden olmuştur. Fatih’in kanunnâmesinde yer alan kardeş katli hükmü, işte böyle bir deneyimin kurumsallaşmış bir sonucudur.
Bununla birlikte kardeş katlinin tamamen sorgusuz kabul edildiğini söylemek de doğru değildir. Dönemin uleması bu tür düzenlemelere doğrudan dinî bir meşruiyet kazandırmaktan ziyade, çoğu zaman “zaruret” ve “düzenin korunması” gibi kavramlar üzerinden dolaylı bir kabul geliştirmiştir. Kardeş katli şeriatın açık bir emri değildir, devletin devamını sağlamak için zorunlu görülen bir siyasal bir tedbirdir. Bu da Osmanlı hukuk düzeninin çift yapısını, yani şer‘î ve örfî alanların birlikte ama zaman zaman gerilimli bir biçimde var olduğunu gösterir.
Kardeş katli meselesi, Osmanlı devlet anlayışının en sert ve en çarpıcı yönlerinden birini yansıtır. Bu uygulama, bireysel ahlak ile devlet aklı arasındaki çatışmanın bir örneğidir. Osmanlı siyasal zihniyeti, devletin devamlılığını esas alarak bu çatışmada tercihini devletten yana kullanmış, böylece merkezi otoriteyi korumayı her şeyin üstünde tutmuştur.

Ziya Paşa, Türkü

Akşam olur, güneş gider şimdi buradan, Garip garip kaval çalar çoban dereden, Pek körpesin, esirgesin seni yaradan. Gir sürüye, kurt kapması...