Milen Kundera’nın Yavaşlık adlı kitabı, hız çağının
ortasında insan deneyiminin nasıl yüzeyselleştiğini ve giderek gösteriye
dönüştüğünü çözümleyen düşünsel bir kurgu niteliğindedir. Roman bir olayı
anlatmak yerine yaşama temposunu, bakışın yönünü ve hatırlama kapasitesini
tartışır. Modern hayatın aceleciliğine karşı yavaşlık bir bilinç biçimidir.
Yavaşlık yalnızca hareketin azalması değildir; algının derinleşmesi, temasın
yoğunlaşması ve anın ağırlaşmasıdır. Bu yüzden anlatı sık sık yön değiştirir,
yan öykülere açılır, sonra tekrar güncel öykülere döner. Bu sapmalar okuma
hızını düşürmek içindir.
Vincent ile Pontevin arasında yaşananlar, entelektüel
dostluk ile entelektüel performans arasındaki gerilimi açık biçimde gösterir. İki
arkadaş yalnız kaldıkları sahnelerde yardım eden taraf Vincent’tır, sahne
kurulduğunda ise yönlendiren taraf Pontevin olur. Vincent, Pontevin’le baş
başa kaldığında daha yapıcı ve destekleyici durumdadır. Pontevin’in
düşüncelerini açmasına yardım eder, yanlışlarını düzeltir, onu cesaretlendirir,
esin verir. Vincent daha sakin, daha dikkatli ve daha dostça bir entelektüel
eşlik sunar Pontevin’e. Ama aralarına üçüncü bir kişi girdiğinde ilişkilerinin
dengesi değişir. Pontevin’in sesi artık yüksektir ve davranışları gösterişlidir.
Bu durumda arkadaşlık ilişkilerine artık yön veren, sahneyi kontrol eden
Pontevin’dir. Vincent böyle durumlardan rahatsız olur ve geride durur.
Kitap içindeki düşüncelerin Pontevin’in şu cümlesi etrafında
netleştiğini görürüz: “Seyircinin görünmezliği! Bu kişiliğin korkunç
modernliği buradadır! … Bütün dünya? Yüzü olmayan bir sonsuzluk! Bir
soyutlama!” Modern insanın karşısında hayali ve sınırsız bir izleyici
vardır. Muhatap belirli bir insan değildir, bütün dünya denen soyut kalabalıktır.
Kişi görünür olmak için konuşur ve hareket eder.
Kundera’ya göre insan ancak durabildiği kadar hatırladığını
savunur: “Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki
vardır… Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın
derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.” Bir anın belleğe
yerleşmesi için dikkat ve süre gerekir. Yavaş yaşanan deneyimler iz bırakır;
hızlı yaşanan deneyimler ise sadece akıp gitmektedir.
Dil-kimlik ilişkisini Kundera, Çek bilginin şapkalı harfler
üzerine sözleriyle anlatır: “Tersine çevrilmiş şapka işaretleri son derece
şiirseldirler! … Uçan kuşlar gibi! Kanat açmış güvercinler gibi… kelebekler
gibi.” Burada söz konusu olan Çekçedeki ˇ diyakritik işaretidir (č, š, ž
vb.). Bu işaretlerin atlanması Çek bilgine göre adın ve kimliğin eksiltilmesi
anlamına gelir.
Kitapta XVIII. yüzyıla bağlanan Denon ve Madame de T.
bölümleri, modern hız erotizmine karşı geciktirme estetiğini yerleştirir.
Baştan çıkarma bir zaman mimarisi olarak kurulur. Bu çizgi şu cümlede
yoğunlaşır: “Konuşmak zaman doldurmak değildir, tersine, zamanı konuşma
düzenler.” Aşk ve arzu ritim ve biçim sanatı olarak ele alınır.
Vera’nın yazara yönelttiği eşitlik ise oldukça
düşündürücüdür. “Ciddilik koruyordu seni. Ciddiyet yoksunluğu seni
çırılçıplak bırakacak kurtların önünde.” Vera’nın bu sözleri, ironinin
sınırsız bırakılmadığını gösterir. Yavaşlık’ta anlatıcı ile Vera çifti düşünsel
ekseni temsil eder: gözlemleyen, mesafe koyan, hız ve teşhir kültürünü
dışarıdan değerlendiren bilinçtirler.
Kundera Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisine ironik bir
gönderme yapar. Yüce “neşeye övgü” ile bedensel dürtünün absürtlüğü yan yana
getirilir. Vera’nın senfoniyi “yersiz, cafcaflı, bayağı” bulması, bağlamından
kopan yüceliğin kitsch’e dönüşebileceğini gösterir. Bütün bu pasajlar ve
karakter çizgileri tek bir tez etrafında birleşir. Günümüzde görünürlük arzusu,
deneyimin kendisinin önüne geçer.
Yavaşlık kitabında Kundera en kritik karşıtlıklardan biri
olan iki figür üzerinde önemle durur. Bu kişiler Şövalye ile Vincent’tir.
Şövalye Madame de T. ile yaşadığı geceyi mahrem sayar, sırrını korur, anlatıya
dönüştürmez; Vincent ise yaşadığı deneyimi hemen hikâyeye çevirme ihtiyacı
duyar, hatta yetmez -eksik kalan deneyimin yerine anlatılabilir bir versiyon
uydurur. Biri deneyimi içte yoğunlaştırır, diğeri deneyimi gösteriye
dönüştürür. Bu ayrımı Kundera zaman ve bilinç felsefesi etrafında düşünür: “Yavaşlığın
derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın
yoğunluğuyla doğru orantılıdır.” Çağ hızlandığı için unutmaz; unutmak
istediği için hızlanır.
Vincent ile XVIII. yüzyıl şövalyesi kitabın sonunda avluda
karşılaşır. Sahnenin gerçek mi, düş mü, anlatı oyunu mu olduğu bilinçli biçimde
belirsiz bırakılır, fakat simgesel anlam açıktır: iki zaman rejimi yüz yüze
gelir. Vincent konuşmak, boşaltmak, itiraf etmek ister; şövalye susmak,
saklamak, içte tutmak ister. Vincent’ın anlatma arzusu bile gösteri mantığı
taşır; şövalyenin sessizliği ise yaşanana duyduğu sadakattendir. Şövalye
konuşma fırsatını geri çevirir çünkü karşısındakinin dinleme niyeti olmadığını
sezer. Bu ince gözlem romanın iletişim eleştirisini de içerir; çoğu itiraf
isteği, gerçekte dinlenmek için değil de görünür olmak için yapılır.