28 Temmuz 2026 Salı

Kitaplarla Konuşmak: Benim Yaşam Felsefem

 

Bana değer vermediğinizi, değerin sizin için daha çok matematiksel bir karşılığı olduğunu biliyorum. Ama benim için mesele bu değil. Ben kitaplarla konuşmayı çok seviyorum. Okuduğum kitaplar üzerine düşünmeyi, yazarlarını araştırmayı, neden yazmış olabileceklerini anlamaya çalışmayı, karakterlerin dünyasına girmeyi seviyorum. Bir kitabı yalnızca okuyup bitirmek değil; onunla uzun uzun düşünmek, bende bıraktığı izlerin peşinden gitmek hoşuma gidiyor.

Yazdıklarım hiç beğenilmese de, hiç değer görmese de bunun benim için bir önemi yok. Zaten yazdıklarımın okunduğunu biliyorum ve birilerinin onları okuduğunu bilmek bile güzel. Ama asıl mesele bu da değil. Ben okumayı, yazmayı ve düşünmeyi seviyorum. Bunları bir karşılık almak, beğenilmek ya da değer görmek için yapmıyorum.

Bu yüzden okumaya, yazmaya ve çokça düşünmeye devam etmek istiyorum. Çünkü burası benim sığınağım. Kitaplarla kurduğum ilişki, düşünmek ve düşündüklerimi yazıya dökmek benim yaşamla kurduğum bağın bir parçası. Belki de yaşam felsefem tam olarak bu: okumak, düşünmek, anlamaya çalışmak ve bütün bunları kelimelerle yeniden kurmak.

Kara Kentin Kahkahası

Ah Tanrım, ne solgun
diye mırıldanırdı papaz
acı çekiyor gibi görünen
şu kadının kahkahası

Çoktan yanıp kül olmuş kara kentin
iti kopuğu
is kokusunda birbirini tanımayan
yüzlerdi bunlar

Ötekiler suskundu bir ölüm soluğunda
batışlar, geçmiş, ay-kara, yolculuğun sonu
Vardı
Başladı
Yoktu
Tükendi

Sevinçli bir acının kızıllığında
gerçekten bir hayatın
yok oluşu muydu bu?

Kör ve sağır bir insanın
yıpranmış şarkısından
dökülen yorgun kelimeleri duydum
Ah Tanrım

Büyücü adamın elinden kaçıyor
alevlerin bağışladığı kadın
adını bilsen sönerdi
tutsan yakar

Günahkâr-melek kadının
solgun kahkahası yükselirken
kara kentin iti kopuğu ağlıyordu


Bir Düşe Devredilen

 

Bir Düşe Devredilen

Bütün çizdiklerimi bir düşe devrettim
Sayfalarımı, adını bilmediğim birine verdim
Ve kalan o koyu lacivertte
Yalnızca ben durdum

İçimde gittikçe çoğalan bir keder vardı
Bir adı hak ediyordu belki
Ama seslenirsem ona daha da büyür diye
Sustum

Bir yerlerde bir çığlık yükseliyordu
Bana dönüp duran ve bulan
Duvarlarda parçalanan bir istekti

Kederle baş başa kalmayı öğrendim
Acıyı kalabalık yapan
Yüzleri hiç sevmedim

Şu sesler de olmasa
Unutmanın adımlarıydı bunlar
Yürürken beni ele veren

Bıraksalar peşimi
Yok, olmaz
Bilmek isterler mutlaka

Oysa sandıkları yerini yitirmiş
Hiçbir şey aynı değil
Herkes acıyı diri tutmakta ısrarcı

Gündüz, sen geceye evril
Ateşinle, umut kırıntılarınla, sakladıklarınla
Üzerime ört kendini
Beni gizle

Kırmızı Keder

Gündüzleri dostların şarkısını dinleyeni
    meleğin vefasızlığı korumuş
      akşamın karanlığında
        dışarıdaki denetimli yaşamı
          keder mi aydınlatmış sahiden?

İçimizdeki Yabancının Sesi

 

Yazarlık, oyunculuk ve benzeri sanat alanları, insanın gündelik yaşamda bastırdığı ya da göstermekten kaçındığı benliklerini görünür kılabildiği alanlardır. Sanat, insanın yalnızca güzel, uyumlu ve kabul edilebilir taraflarını değil; öfkesini, kıskançlığını, kibrini, saldırganlığını, iktidar arzusunu ve hatta içinde taşıdığı zorbalık ihtimalini de ifade edebileceği bir alan yaratır.

İnsan toplumsal yaşam içinde bu yönlerinin büyük bölümünü denetlemek, gizlemek ya da susturmak zorundadır. Sanat ise bastırılan bu taraflara başka bir biçimde var olma imkânı verir. Bir karakterde, bir rolde, bir hikâyede ya da mizahın içinde insan, gerçek yaşamda ortaya çıkaramadığı başka bir benliğine ses verebilir. Bu nedenle sanat bazen insanın kendi içindeki yabancıyla karşılaşmasının da bir yoludur.

Buradaki “diğer benlik” mutlaka bütünüyle kötü bir kişilik değildir; daha çok insanın kendi içinde sansürlediği benliktir. Çünkü insan tek ve değişmez bir yapıdan oluşmaz. Merhametin yanında acımasızlığı, sevginin yanında kıskançlığı, alçakgönüllülüğün yanında üstünlük arzusunu da taşıyabilir. Sanatçı bütün bu karşıtlıkları doğrudan yaşamak yerine onları yarattığı dünyaya aktarır.

Belki de sanatın en çarpıcı taraflarından biri budur: İnsan yalnızca başkalarını anlatmak için yaratmaz; kendi içinde taşıdığı ihtimalleri de keşfetmek için yaratır. Bazen bir sanatçı, kendisinden bile sakladığı bir benliği yarattığı karakterde, söylediği bir sözde ya da ortaya koyduğu eserde fark eder. Böylece sanat insanın susturduğu benliklerinin konuşabildiği bir yere dönüşür.

Kitaplarla Konuşmak: Benim Yaşam Felsefem

  Bana değer vermediğinizi, değerin sizin için daha çok matematiksel bir karşılığı olduğunu biliyorum. Ama benim için mesele bu değil. Ben k...