14 Haziran 2026 Pazar

Son Işık

Akşamın solgun karanlığından başka miras bırakmayan bir nal sesinin,

ufukta dağılan ince tozu;

ve çoktan denize karışmış bir yelkenin ardından suyun üzerinde uzun süre kalan o belirsiz

aydınlığı

kim çağırır onları?

Yıldızların saf unutkanlığı altında isimler de uzak bir yankı gibi ağır ağır çözülürken,

gecenin derin ayazına eğilmiş bir yalnızlığın kendinden başka şahidi yoktur.

Ufukta sönen son ışık kadar kısa olan ömür hatırlanmak istemez;

yalnızca bir an,

yalnızca bir anlık suskunlukla

göğün içinde tamamlanmış olmaktan başka bir dileği yoktur.


Burcu Bolakan

José Saramago'nun Filin Yolculuğu Romanı Üzerine Bir Değerlendirme

José Saramago'nun Filin Yolculuğu romanı tarihte gerçekten yaşanmış bir olayı anlatır: Portekiz kralının bir fili Avusturya Arşidükü Maksimilian'a hediye etmesi ve bu filin Avrupa boyunca yaptığı uzun yolculuktur konusu.

Saramago'nun asıl ilgisi tarihin içinde yaşayan insanlardır. Tarih kitapları kralları, savaşları ve anlaşmaları anlatır. Oysa Filin Yolculuğu romanı, tarihin kenarında kalmış ayrıntılara yönelir. Bir filin Avrupa boyunca yürütülmesi gibi sıra dışı bir olayın etrafında insanların nasıl davrandığını, nasıl düşündüğünü ve dünyayı nasıl anlamlandırdığını gösterir. Aslında bu kitap için Saramago'nun insan doğası üzerine kurduğu uzun gözlemleri diyebiliriz.

Roman boyunca dikkat çeken en önemli unsur, anlatıcının sürekli devrede olmasıdır. Saramago olayları anlatır; yorum yapar, alay eder, düşünür ve okuru da düşünmeye zorlar. Din adamlarını, bürokratları, askerleri, kralları ve sıradan insanları aynı mesafeden izler. Hiç kimseyi tamamen yüceltmez. Çünkü romanda herkes biraz komiktir. Kral da, komutan da, rahip de, köylü de kendi dünyasının merkezinde olduğunu düşünür. Oysa yazar sürekli olarak bu merkezin ne kadar kırılgan olduğunu ve her şeyin bir anda değişebileceğini gösterir.

Romanın en etkileyici yanlarından biri de budur. Fil aslında hiç değişmeyen tek varlıktır. Yol boyunca aynı fil olarak kalır. Değişen ve kendini açığa vuran insanlar olur. Herkes file bakarken kendi zihnini ortaya koyar. Kimisi onda bir prestij nesnesi görür, kimisi kutsallık arar, kimisi siyasi güç simgesi bulur. Fil ise bütün bu anlamların dışında, yalnızca varlığını sürdürmektedir. Bu durum romanın temel ironisini oluşturur.

Romanın en güçlü sahnelerden biri, filin bakıcısı Subhro'nun filin sırtına çıktığı andır. Bu sahne aslında bakış açısının değişmesi ve kısa süreliğine de olsa sıradan bir insanın gücü elde ettiği anlamına gelir. Subhro yerden bakarken gösterişiyle gördüğü insanları, yukarıdan baktığında anlamsız ve küçük görür. İnsanların hareketleri, korkuları ve telaşları farklı bir anlam kazanır. Subhro burada kısa süreliğine de olsa iktidarın bakışını deneyimler.

Bu sahne romanın geri kalanını anlamak için önemli bir anahtar sunar. Çünkü bir kralın, bir hükümdarın ya da bir devlet yöneticisinin dünyaya nasıl baktığını sezdirir. Güç sahibi olmak yalnızca emir vermek değildir; aynı zamanda insanları uzaktan ve yukarıdan görmektir. Ancak Saramago bununla yetinmemiştir. Subhro'nun sıradan bir insan olduğunu da hatırlatır. O hem yukarıdadır hem aşağıdan gelmiştir. Bu nedenle o bakışın ne kadar yanıltıcı olduğunu da fark edebilir. Belki de romanın en önemli düşüncelerinden biri burada ortaya çıkar: Güç sahibi insanlar herkesi gördüklerini sanırlar, ama çoğu zaman sıradan insanların onlar hakkında ne düşündüğünü hiç bilmezler.

Roman boyunca din ve politika eleştirileri de bu düşüncenin etrafında şekillenir. Rahiplerin, komutanların ve yöneticilerin kendilerine yükledikleri büyük anlamlar, anlatıcının ironisiyle sürekli aşındırılır. Saramago'nun eleştirisi belirli kişilere değildir, insanın kendi önemini abartma eğilimine yöneliktir. İnsanlık yüzyıllardır kendisini tarihin merkezine yerleştirmeye çalışır.

Bununla birlikte romanı yalnızca bir hiciv romanı olarak okumak eksik olur. Çünkü kitabın satır aralarında daha karanlık bir duygu da hissedilir. Saramago dünyanın giderek daha iyi bir yer olduğuna inanan bir yazar değildir. Tam tersine, insanlığın aynı hataları tekrar tekrar ürettiğini düşünen yaşlı bir gözlemcidir. Savaşlar değişir, hükümdarlar değişir, dinî tartışmalar değişir; fakat kibir, güç tutkusu ve anlamsız çekişmeler varlığını sürdürür. Romanın yer yer melankolik tonunun kaynağı da budur.

Yine de roman bütünüyle umutsuz değildir. Çünkü bütün o gösterişli iktidar yapılarının arasında Subhro gibi insanlar vardır. Fil ile bakıcısı arasındaki bağ vardır. Yolculuk sırasında ortaya çıkan dostluklar, merhamet anları ve insanî yakınlıklar vardır. Saramago insanlığa güvenini büyük ölçüde kaybetmiş görünse de insanın küçük iyiliklerine olan ilgisini kaybetmemiştir.

Filin Yolculuğu, insanın kendisini nasıl gördüğünü ve aslında nasıl yanıldığını anlatan bir romandır. Tarih burada yalnızca bir çerçevedir. Asıl anlatılan şey iktidarın bakışı, insanın kibri, dünyanın absürtlüğü ve bütün bunların ortasında varlığını sürdüren sıradan hayattır. Romanın en güçlü imgelerinden biri, filin sırtından aşağıya bakan gözdür. Bu göz hem aşağıyı hem yukarıyı tanır; hem sıradan insanın hayatını hem de gücün insana verdiği yanılsamayı görür. 

Saramago'nun insanlık üzerine söylediği birçok söz de tam olarak bu noktadan doğar: İnsanlar dünyayı bulundukları yerden görürler ve çoğu zaman baktıkları yeri hakikatin kendisi sanırlar.

13 Haziran 2026 Cumartesi

Övüncün Ötesinde

Yeryüzüne bırakılmıştı insan

bir aynanın derinliğinde kendine bir krallık kurdu

camdan kuleler yükseldi solgun bir yıldızın unutulmuş ışığına karşı

bir bahçe vardı ve bahçede tek bir çiçek

onu bütün mevsimlerin kalbi sandı

oysa gecenin görünmez kıyılarında adsız çiçekler açıyordu durmadan

aynalar çoğaldı

her aynada başka bir yüz her yüzde başka bir anı

ve aynı göğün altında sayısız bakış açılıp kapanıyordu

zaman

kimseye ait olmayan ırmağında günleri sürüklüyordu

fakat insan

aynadaki yüzü kendisi sanıyordu

sonunda

ne ayna kaldı ne kule ne çiçek

bir gün dönüp baktığında

ne toprağın sahibi olduğunu gördü ne göğün

yalnızca

adsız çiçeklerin arasında bir anı olduğunu


Burcu Bolakan

From: Korkunun Ötesindeki Gizem


From geceleri ortaya çıkan canavarların insanları avladığı bir korku dizisidir. Fakat anlatı ilerledikçe dizinin asıl gücünün yaratıklardan değil, bilinmezlikten geldiği anlaşılır.

Hikâye tesadüfen ulaştıkları gizemli bir kasabada mahsur kalan insanların etrafında şekillenir. Kasabaya gelenler bir daha ayrılamaz; hangi yolu denerlerse denesinler yeniden aynı yere dönerler. Ancak asıl dehşet gece çöktüğünde başlar. İnsan görünümündeki yaratıklar ortaya çıkar, evlere girmeye çalışır ve yakaladıkları insanları vahşice öldürürler. Bu yaratıkların en rahatsız edici özelliklerinden biri ise yüzlerinden hiç eksilmeyen donuk gülümsemeleridir. Sanki insan taklidi yapan ama insan olmayı çoktan unutmuş varlıklardır.

Dizinin ilk sezonları büyük ölçüde hayatta kalma mücadelesine ve kasabanın gizemine odaklanır. İzleyici karakterlerle birlikte şu soruların peşine düşer: Bu insanlar neden burada? Kasabadan neden çıkılamıyor? Yaratıklar kim? Bütün bunların arkasında ne var?

Zamanla hikâye daha derin ve karanlık bir yöne evrilir. Çocuklar, eski ritüeller, lanetler ve geçmişte işlenmiş korkunç suçlar anlatının merkezine yerleşir. Ortaya çıkan ipuçları, kasabanın tarihinin çocuk kurbanlarıyla ve insanlığın sınırlarını aşmaya çalışan kişilerle bağlantılı olabileceğini düşündürür. Böylece dizi yalnızca bir korku hikâyesi olmaktan çıkar; suç, kefaret, kader ve kurtuluş temalarını da işlemeye başlar.

Benim için dizinin en ilgi çekici yanı, korkusunu belirsizlikten üretmesidir. İlk bölümlerde beni ekrana bağlayan şey, geceleri ortaya çıkan canavarlar ve onların yarattığı tehdit hissiydi. Ancak hikâye ilerledikçe asıl merak ettiğim şey kasabanın gizemi oldu. İnsanların neden burada olduğu, yaratıkların kökeni ve bütün bunların nasıl sona ereceği soruları korkunun önüne geçmeye başladı.

Bununla birlikte, ilerleyen sezonlarda bazı gizemlerin çözülmeden yenilerinin eklenmesi zaman zaman hikâyeyi gereğinden fazla karmaşıklaştırıyor. Yine de From'un atmosferini, yarattığı tekinsizlik duygusunu ve merak unsurunu başarılı buluyorum. Tüm eksiklerine rağmen beni bir sonraki bölümü izlemeye devam ettiren güçlü bir çekim etkisine sahip.


12 Haziran 2026 Cuma

Bir Zambağın Ölümü

Bir Zambağın Ölümü

Sönmüş hayallerin dibinde,
hangi akşamın küllerini karıştırır bu solgun saat?
Perdesiz bir göğün altında, adı unutulmuş bir yıldızın soğuk gümüşü düşer suya.
Ne çağıran bir ses vardır, ne de dönülecek bir kıyı.
Sonsuzluğun koynunda uyur gece.
Bir zambak, açılmadan ölmüştür çoktan,
rüzgârın yolunu unuttuğu o yoksun bahçede.
Kül rengidir göğün teni.
Uzak aynalarda silik bir ışık ürperir, sonra söner.
Ve gölgesini taşıyamayan sararmış yapraklar gibi
dökülmekte, dökülmekte,
zaman.

Burcu Bolakan

Son Işık

Akşamın solgun karanlığından başka miras bırakmayan bir nal sesinin, ufukta dağılan ince tozu; ve çoktan denize karışmış bir yelkenin ar...