Rafael İşhanyan'ın Ermeni Tarihi Anlayışı
Yazara göre Ermeniler bir anda ortaya çıkmış, yalnızca bir
göçle açıklanabilecek ya da tek bir eski halkın doğrudan devamı sayılabilecek
bir topluluk değildir. Ermeni halkı; dilin, coğrafyanın, eski yerli halkların,
göçlerin, devletlerin, efsanelerin ve kültürel hafızanın uzun zaman içinde
birbirine karışmasıyla oluşmuştur. Bu yüzden kitapta Ermenilerin kendisini
nasıl oluşturduğu, nasıl hatırladığı ve büyük imparatorluklar arasında nasıl
varlığını sürdürdüğü anlatılır.
Yazarın anlatısında en önemli unsur dildir. Ermeniceyi halkın
geçmişini taşıyan canlı bir belge olarak görür. Ermenicenin Hint-Avrupa dil
ailesine bağlı olması, Ermenilerin eski dünya halklarıyla bağlantısını
açıklamak için önemli kabul edilir. Fakat yazar bununla yetinmez; Ermenicenin
Sümerce, Akadca, Sami dilleri, Kafkas dilleri ve eski Anadolu dilleriyle
temaslarını da vurgular. Bu yaklaşım, Ermenilerin kapalı bir topluluk
olmadığını; Mezopotamya, Anadolu, Kafkasya ve İran çevresindeki halklarla uzun
süre ilişki içinde yaşadığını göstermeye yöneliktir.
Coğrafya da kitapta çok belirleyicidir. Van Gölü, Ararat
çevresi, Sevan, Urmiye, Aras havzası, Fırat ve Dicle kaynakları, Ermeni
tarihinde önemlidir. Arkeolojik bulgular, eski
yerleşimler, kaya resimleri, kaleler, sulama kanalları ve metal işçiliği
örnekleri bu coğrafyanın çok eski bir kültür alanı olduğunu göstermek için
kullanılır.
Kitapta eski yazılı kaynaklarda geçen Armani, Haya, Hayasa,
Nairi, Urartu, Ararat ve Armina gibi adlar arasında bir süreklilik kurulmaya
çalışılır. Yazar bunları farklı dönemlerde aynı tarihî coğrafyanın ve aynı
halkın değişik adları gibi yorumlar. Burası kitabın hem güçlü hem de tartışmalı
tarafıdır. Çünkü bu adların birçoğu tarihî kaynaklarda gerçekten geçer; fakat
hepsini kesin biçimde “Ermeni” adı altında birleştirmek akademik dünyada
tartışmalı bir yorumdur.
Hayk efsanesi, yazarın anlatısında Ermeni bağımsızlık
fikrinin sembolüdür. Hayk’ın Bel’e karşı çıkması, kuzeye göç etmesi ve kendi
yurdunu kurması tarihsel bir belge gibi değil, halk hafızasında saklanan
özgürlük anlatısı gibi ele alınır. Yazar bu efsaneyi tamamen masal olarak
görmez; arkasında eski göçlerin, savaşların ve bağımsızlık mücadelelerinin izi
olabileceğini düşünür. Aynı yöntem Şamiram-Ara hikâyesinde, Haldi-Hayk
bağlantısında ve bazı Urartu krallarının Ermeni efsaneleriyle
ilişkilendirilmesinde de görülür.
Daha somut tarihî döneme gelindiğinde Urartu ya da yazarın
deyişiyle Van-Ararat Krallığı ön plana çıkar. Menua’nın kanalları, Argişti’nin
şehirleri, Rusa’nın kaleleri ve imar faaliyetleri, bir devletin yalnızca
savaşla değil; şehir kurarak, suyu yöneterek, tarımı geliştirerek ve düzen
sağlayarak ayakta kaldığını gösterir.
Sonra Yervantuniler, Artaşes, Tigran ve Arşakuniler
üzerinden Ermeni siyasi tarihinin yükseliş ve zorluk dönemleri anlatılır.
Artaşes dağınık Ermeni bölgelerini birleştiren kurucu hükümdardır. Tigran
ise Ermeni tarihinin en güçlü dönemini temsil eder; yazara göre onun zamanında
Ermenistan imparatorluk seviyesine ulaşır. Fakat Roma’nın doğuya yönelmesiyle
bu yükseliş sona erer. Tigran’dan sonra Ermenistan, Roma ile Partlar arasında
denge kurmaya çalışan bir sınır krallığı hâline gelir. Buna rağmen tamamen
ortadan kalkmaz; hanedanlar değişir, dış müdahaleler olur, ama Ermeni siyasi
varlığı devam eder.
Kitapta sıradan insanların hayatı da önemlidir. Ksenofon’un
anlattığı köyler, toprağa gömülü evler, buğday, arpa, üzüm bağları, şarap
üretimi ve hayvan sürüleri, Ermeni tarihini yalnızca kralların dünyasından
çıkarır.
***
Yazarın amacı Ermeni halkının köksüz, sonradan belirmiş veya
yalnızca dışarıdan gelmiş bir topluluk olmadığını göstermektir. İşhanyan,
Ermenilerin çok eski bir coğrafyada, farklı halklarla karışarak ama kendi
dilini ve kimliğini koruyarak tarih boyunca var olduğunu anlatmak ister.
Yazar tarihî malzeme kullanır; dilbilimden, arkeolojiden, yazıtlardan ve antik kaynaklardan yararlanmaya çalışır. Fakat yazarın temel eğilimi, bütün bu malzemeyi Ermeni tarihinin çok eski ve kesintisiz olduğu fikrini destekleyecek biçimde yorumlamaktır. Bu nedenle bazı iddiaları temkinli okumak gerekir. Özellikle Urartu’nun doğrudan Ermeni devleti sayılması, Hayasa’nın kesin biçimde Ermenilerle özdeşleştirilmesi ya da efsane kahramanlarının tarihî krallarla birleştirilmesi kesin bilgi değil, yorumdur.
***
Ermeniler, Güney Kafkasya ile Doğu Anadolu arasında tarih
boyunca yaşamış eski bir halktır. Ermenice, Hint-Avrupa dil ailesine ait
bağımsız bir dildir ve bu konuda tarihçiler arasında genel bir görüş birliği
vardır. Ancak Ermeni halkının tam olarak nasıl oluştuğu konusunda kesin bir
cevap yoktur. Bugün akademik dünyada en yaygın yaklaşım, Ermenilerin tek bir
kavimden değil, uzun bir tarihî süreç içinde oluştuğudur. Hint-Avrupa dili
konuşan topluluklar ile Urartular, Hurriler ve Doğu Anadolu'nun diğer eski
halkları yüzyıllar boyunca kaynaşmış ve bugünkü Ermeni halkını meydana
getirmiştir. Yani ne tamamen dışarıdan gelmiş tek bir halktırlar ne de yalnızca
Urartuların doğrudan devamıdırlar.
MÖ 9-6. yüzyıllar arasında bölgede güçlü olan Urartu
Krallığı önemli bir uygarlıktı. Başkenti Van çevresindeydi ve sulama kanalları,
kaleleri ve yazıtlarıyla tanınır. Urartu Devleti yıkıldıktan sonra bölgede yeni
siyasi yapılar ortaya çıktı. Pers döneminde Ermenistan satraplık olarak
yönetildi. Daha sonra Büyük İskender'in fetihleriyle Helenistik dönem başladı.
MÖ 2. yüzyılda Artaşes I bağımsız Ermeni Krallığı'nı
güçlendirdi. Ondan sonra gelen Tigran döneminde Ermeni Devleti geniş
sınırlara ulaştı. Bu imparatorluk uzun ömürlü olmadı; Roma'nın yükselmesiyle
toprakların büyük bölümü kaybedildi. Bundan sonra Ermenistan yüzyıllarca Roma
ile Partlar, daha sonra da Sasani İranı arasında tampon bir devlet olarak
varlığını sürdürdü.
Ermeni tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri ise MS
301 yılıdır. Geleneksel kabul gören tarihe göre Ermenistan, Hristiyanlığı
devlet dini olarak kabul eden ilk devlet oldu. Bu gelişme Ermeni kimliğinin
şekillenmesinde çok büyük rol oynadı. Daha sonra 5. yüzyılda Mesrop Maştots
Ermeni alfabesini geliştirdi.
Orta Çağ boyunca Ermeniler Bizans, Araplar, Selçuklular,
Moğollar ve Osmanlılar gibi birçok devletin egemenliği altında yaşadılar.
Şimdi İşhanyan'ın kitabına
gelirsek; bazı görüşleri tartışmalıdır. Örneğin: Urartu'nun doğrudan Ermeni
devleti olduğu iddiası genel kabul görmez. Hayasa'nın kesin biçimde Ermenilerin
atası olduğu kanıtlanmış değildir. “Armani, “Hayasa”, “Nairi”, “Urartu” ve “Armina”
adlarının aynı halkın farklı isimleri olduğu yorumu yaygın kabul edilen bir
gerçek değil, bir görüştür. Hayk gibi efsanevi kişileri tarihî şahsiyetlerle
ilişkilendirmesi de yorum niteliğindedir.
Buna karşılık kitapta doğru ve genel kabul gören bilgiler de
vardır. Örneğin Ermenicenin bağımsız bir Hint-Avrupa dili olması, Tigran'ın bir krallık kurması, Ermenistan'ın Roma ile Partlar arasında kalması,
Hristiyanlığın Ermeni kimliği için merkezi öneme sahip olması ve Ermenilerin
tarih boyunca bu bölgede yaşamış eski halklardan biri olması akademik olarak
büyük ölçüde kabul edilen konulardır.
***
Rafael İşhanyan'ı güçlü bir Ermeni milliyetçisi olduğu ve
eserlerini bu bakış açısıyla yazdığı söylenebilir. İşhanyan (1922-1995), Ermeni
dilbilimci, tarihçi ve filologdur. Çalışmalarının büyük bölümü Ermeni dilinin
tarihi, Ermeni halkının kökeni ve Ermeni ulusal kimliği üzerinedir. Özellikle
Ermenilerin çok eski çağlardan beri Anadolu'nun yerli halkı olduğu
görüşünü savunmuş ve bu düşünceyi eserlerinin temel tezlerinden biri hâline
getirmiştir.
1980'lerin sonu ve 1990'ların başında Karabağ hareketi
sırasında millî konularda aktif rol almış, Ermeni bağımsızlık hareketini
desteklemiş ve Ermeni-Türk ilişkileri üzerine de yazılar kaleme almıştır. Üçüncü
Gücü Dışlama Yasası adını verdiği düşüncesinde, Ermenilerin kendi çıkarlarını
esas alarak komşularıyla doğrudan ilişki kurmaları gerektiğini ileri sürmüştür.
İşhanyan'ın tarih kitapları da bu millî bakış açısını
yansıtır. Dilbilim, arkeoloji, antik yazıtlar ve eski tarihçilerin eserlerinden
yararlanır; ancak elde ettiği verileri çoğunlukla Ermeni tarihinin çok eski,
kesintisiz ve Ermeni merkezli olduğu tezini destekleyecek şekilde yorumlar. Bu
nedenle Urartu'nun doğrudan Ermeni devleti olduğu, Hayasa'nın Ermenilerin atası
olduğu veya Ermeni halkının kesintisiz biçimde aynı coğrafyada yaşadığı gibi
görüşleri kesin tarihî gerçek olarak değil, kendi tarih anlayışının parçaları
olarak sunar.
İşhanyan tarihî kaynakları kullanan; fakat bunları Ermeni millî kimliğini ve tarih anlayışını güçlendirmek amacıyla yorumlayan bir tarihçi ve düşünürdür. Bu nedenle eserleri okunurken hem sunduğu tarihî bilgilerden yararlanmak hem de milliyetçi bakış açısının yorumlarını içerdiğini göz önünde bulundurmak gerekir.
