Düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2026 Salı

İçimizdeki Yabancının Sesi

 

Yazarlık, oyunculuk ve benzeri sanat alanları, insanın gündelik yaşamda bastırdığı ya da göstermekten kaçındığı benliklerini görünür kılabildiği alanlardır. Sanat, insanın yalnızca güzel, uyumlu ve kabul edilebilir taraflarını değil; öfkesini, kıskançlığını, kibrini, saldırganlığını, iktidar arzusunu ve hatta içinde taşıdığı zorbalık ihtimalini de ifade edebileceği bir alan yaratır.

İnsan toplumsal yaşam içinde bu yönlerinin büyük bölümünü denetlemek, gizlemek ya da susturmak zorundadır. Sanat ise bastırılan bu taraflara başka bir biçimde var olma imkânı verir. Bir karakterde, bir rolde, bir hikâyede ya da mizahın içinde insan, gerçek yaşamda ortaya çıkaramadığı başka bir benliğine ses verebilir. Bu nedenle sanat bazen insanın kendi içindeki yabancıyla karşılaşmasının da bir yoludur.

Buradaki “diğer benlik” mutlaka bütünüyle kötü bir kişilik değildir; daha çok insanın kendi içinde sansürlediği benliktir. Çünkü insan tek ve değişmez bir yapıdan oluşmaz. Merhametin yanında acımasızlığı, sevginin yanında kıskançlığı, alçakgönüllülüğün yanında üstünlük arzusunu da taşıyabilir. Sanatçı bütün bu karşıtlıkları doğrudan yaşamak yerine onları yarattığı dünyaya aktarır.

Belki de sanatın en çarpıcı taraflarından biri budur: İnsan yalnızca başkalarını anlatmak için yaratmaz; kendi içinde taşıdığı ihtimalleri de keşfetmek için yaratır. Bazen bir sanatçı, kendisinden bile sakladığı bir benliği yarattığı karakterde, söylediği bir sözde ya da ortaya koyduğu eserde fark eder. Böylece sanat insanın susturduğu benliklerinin konuşabildiği bir yere dönüşür.

2 Ağustos 2025 Cumartesi

Kendi Sesinin Yankısı: Nietzsche, Okuma ve Ruhun Derinliği

Kendi Sesinin Yankısı: Nietzsche, Okuma ve Ruhun Derinliği

Nietzsche, yüksek sesle gülmenin faziletlerinden söz ederken, tanrıların bile birbirine şaka yapabileceği ihtimalini düşünmeye değer bulur. Bu düşünce beni derinden etkiliyor. Çünkü Nietzsche burada gülmeyi ve şakayı yalnızca insana mahsus bir zayıflık olarak görmez; bilakis kutsal olanla bile ortaklık kurulabilecek bir erdem olarak değerlendirir. Bu yaklaşım, hem gülüşe hem söze dair alışıldık sınırları sorgulatır. Nietzsche yüksek sesle okumanın da kıymetine dikkat çeker. Oysa bize, okumanın sessizlik içinde, gözle yapılması gerektiği, sesli okumanınsa çocukça ya da nafile bir uğraş olduğu öğretilmiştir. 

Ama ben bunu yapıyorum. Okurken kendi sesimi duymaktan, sözcüklerin havada yankılanışını işitmekten haz alıyorum. Belki sınır tanımayan ruhumdan, belki kurallara boyun eğmeye gönülsüzlüğümden, belki de yaradılışımın bana dayattığı içsel bir ihtiyaçtan... Bilmiyorum. Bildiğim şu ki: Sesim sözcüklerle buluştuğunda, yazı içimde daha derin, daha unutulmaz bir yere dokunuyor. Konuşmayı çok seven biri değilim; ama metinleri yüksek sesle okurken, kendi sesimle yüzleşmek, kelimelerin ritmine kendi sesimi katmak beni hem dinlendiriyor hem de canlandırıyor. Nietzsche’nin de bu düşüncede olması beni fazlasıyla memnun etti; çünkü bazen kendi sezgilerimizin ardında bir filozofun ayak izini görmek, yalnızlığımızı unutturur.

Belki siz de denemelisiniz. Okurken kendi sesinizi duymak yalnızca anlamayı derinleştirmekle kalmaz; belki de hiç tanımadığınız bir yanınıza, içinizde saklı duran o eski sese kapı aralar. İşte o ses, belki bir gün gülüşünüzle birleşir; insana özgü içtenlikle, Tanrı'ya yaraşır bir özgürlük arasında bir yerde hayat bulur.


Tabii diğer insanları rahatsız etmemek koşuluyla...

Rönesans Kavramının Doğuşu ve Tarihsel Gelişimi

Rönesans düşüncesinin kökeni, 16. yüzyılda yaşayan İtalyan ressam, mimar ve sanat tarihçisi Giorgio Vasari 'ye kadar uzanır. Vasari 1550...