Artaşes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Artaşes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2026 Çarşamba

Rafael İşhanyan'ın Ermeni Tarihi Anlayışı

 


Rafael İşhanyan'ın Ermeni Tarihi Anlayışı

Yazara göre Ermeniler bir anda ortaya çıkmış, yalnızca bir göçle açıklanabilecek ya da tek bir eski halkın doğrudan devamı sayılabilecek bir topluluk değildir. Ermeni halkı; dilin, coğrafyanın, eski yerli halkların, göçlerin, devletlerin, efsanelerin ve kültürel hafızanın uzun zaman içinde birbirine karışmasıyla oluşmuştur. Bu yüzden kitapta Ermenilerin kendisini nasıl oluşturduğu, nasıl hatırladığı ve büyük imparatorluklar arasında nasıl varlığını sürdürdüğü anlatılır.

Yazarın anlatısında en önemli unsur dildir. Ermeniceyi halkın geçmişini taşıyan canlı bir belge olarak görür. Ermenicenin Hint-Avrupa dil ailesine bağlı olması, Ermenilerin eski dünya halklarıyla bağlantısını açıklamak için önemli kabul edilir. Fakat yazar bununla yetinmez; Ermenicenin Sümerce, Akadca, Sami dilleri, Kafkas dilleri ve eski Anadolu dilleriyle temaslarını da vurgular. Bu yaklaşım, Ermenilerin kapalı bir topluluk olmadığını; Mezopotamya, Anadolu, Kafkasya ve İran çevresindeki halklarla uzun süre ilişki içinde yaşadığını göstermeye yöneliktir.

Coğrafya da kitapta çok belirleyicidir. Van Gölü, Ararat çevresi, Sevan, Urmiye, Aras havzası, Fırat ve Dicle kaynakları, Ermeni tarihinde önemlidir. Arkeolojik bulgular, eski yerleşimler, kaya resimleri, kaleler, sulama kanalları ve metal işçiliği örnekleri bu coğrafyanın çok eski bir kültür alanı olduğunu göstermek için kullanılır.

Kitapta eski yazılı kaynaklarda geçen Armani, Haya, Hayasa, Nairi, Urartu, Ararat ve Armina gibi adlar arasında bir süreklilik kurulmaya çalışılır. Yazar bunları farklı dönemlerde aynı tarihî coğrafyanın ve aynı halkın değişik adları gibi yorumlar. Burası kitabın hem güçlü hem de tartışmalı tarafıdır. Çünkü bu adların birçoğu tarihî kaynaklarda gerçekten geçer; fakat hepsini kesin biçimde “Ermeni” adı altında birleştirmek akademik dünyada tartışmalı bir yorumdur.

Hayk efsanesi, yazarın anlatısında Ermeni bağımsızlık fikrinin sembolüdür. Hayk’ın Bel’e karşı çıkması, kuzeye göç etmesi ve kendi yurdunu kurması tarihsel bir belge gibi değil, halk hafızasında saklanan özgürlük anlatısı gibi ele alınır. Yazar bu efsaneyi tamamen masal olarak görmez; arkasında eski göçlerin, savaşların ve bağımsızlık mücadelelerinin izi olabileceğini düşünür. Aynı yöntem Şamiram-Ara hikâyesinde, Haldi-Hayk bağlantısında ve bazı Urartu krallarının Ermeni efsaneleriyle ilişkilendirilmesinde de görülür.

Daha somut tarihî döneme gelindiğinde Urartu ya da yazarın deyişiyle Van-Ararat Krallığı ön plana çıkar. Menua’nın kanalları, Argişti’nin şehirleri, Rusa’nın kaleleri ve imar faaliyetleri, bir devletin yalnızca savaşla değil; şehir kurarak, suyu yöneterek, tarımı geliştirerek ve düzen sağlayarak ayakta kaldığını gösterir. 

Sonra Yervantuniler, Artaşes, Tigran ve Arşakuniler üzerinden Ermeni siyasi tarihinin yükseliş ve zorluk dönemleri anlatılır. Artaşes dağınık Ermeni bölgelerini birleştiren kurucu hükümdardır. Tigran ise Ermeni tarihinin en güçlü dönemini temsil eder; yazara göre onun zamanında Ermenistan imparatorluk seviyesine ulaşır. Fakat Roma’nın doğuya yönelmesiyle bu yükseliş sona erer. Tigran’dan sonra Ermenistan, Roma ile Partlar arasında denge kurmaya çalışan bir sınır krallığı hâline gelir. Buna rağmen tamamen ortadan kalkmaz; hanedanlar değişir, dış müdahaleler olur, ama Ermeni siyasi varlığı devam eder.

Kitapta sıradan insanların hayatı da önemlidir. Ksenofon’un anlattığı köyler, toprağa gömülü evler, buğday, arpa, üzüm bağları, şarap üretimi ve hayvan sürüleri, Ermeni tarihini yalnızca kralların dünyasından çıkarır.

***

Yazarın amacı Ermeni halkının köksüz, sonradan belirmiş veya yalnızca dışarıdan gelmiş bir topluluk olmadığını göstermektir. İşhanyan, Ermenilerin çok eski bir coğrafyada, farklı halklarla karışarak ama kendi dilini ve kimliğini koruyarak tarih boyunca var olduğunu anlatmak ister.

Yazar tarihî malzeme kullanır; dilbilimden, arkeolojiden, yazıtlardan ve antik kaynaklardan yararlanmaya çalışır. Fakat yazarın temel eğilimi, bütün bu malzemeyi Ermeni tarihinin çok eski ve kesintisiz olduğu fikrini destekleyecek biçimde yorumlamaktır. Bu nedenle bazı iddiaları temkinli okumak gerekir. Özellikle Urartu’nun doğrudan Ermeni devleti sayılması, Hayasa’nın kesin biçimde Ermenilerle özdeşleştirilmesi ya da efsane kahramanlarının tarihî krallarla birleştirilmesi kesin bilgi değil, yorumdur.

***

Ermeniler, Güney Kafkasya ile Doğu Anadolu arasında tarih boyunca yaşamış eski bir halktır. Ermenice, Hint-Avrupa dil ailesine ait bağımsız bir dildir ve bu konuda tarihçiler arasında genel bir görüş birliği vardır. Ancak Ermeni halkının tam olarak nasıl oluştuğu konusunda kesin bir cevap yoktur. Bugün akademik dünyada en yaygın yaklaşım, Ermenilerin tek bir kavimden değil, uzun bir tarihî süreç içinde oluştuğudur. Hint-Avrupa dili konuşan topluluklar ile Urartular, Hurriler ve Doğu Anadolu'nun diğer eski halkları yüzyıllar boyunca kaynaşmış ve bugünkü Ermeni halkını meydana getirmiştir. Yani ne tamamen dışarıdan gelmiş tek bir halktırlar ne de yalnızca Urartuların doğrudan devamıdırlar.

MÖ 9-6. yüzyıllar arasında bölgede güçlü olan Urartu Krallığı önemli bir uygarlıktı. Başkenti Van çevresindeydi ve sulama kanalları, kaleleri ve yazıtlarıyla tanınır. Urartu Devleti yıkıldıktan sonra bölgede yeni siyasi yapılar ortaya çıktı. Pers döneminde Ermenistan satraplık olarak yönetildi. Daha sonra Büyük İskender'in fetihleriyle Helenistik dönem başladı.

MÖ 2. yüzyılda Artaşes I bağımsız Ermeni Krallığı'nı güçlendirdi. Ondan sonra gelen Tigran döneminde Ermeni Devleti geniş sınırlara ulaştı. Bu imparatorluk uzun ömürlü olmadı; Roma'nın yükselmesiyle toprakların büyük bölümü kaybedildi. Bundan sonra Ermenistan yüzyıllarca Roma ile Partlar, daha sonra da Sasani İranı arasında tampon bir devlet olarak varlığını sürdürdü.

Ermeni tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri ise MS 301 yılıdır. Geleneksel kabul gören tarihe göre Ermenistan, Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul eden ilk devlet oldu. Bu gelişme Ermeni kimliğinin şekillenmesinde çok büyük rol oynadı. Daha sonra 5. yüzyılda Mesrop Maştots Ermeni alfabesini geliştirdi.

Orta Çağ boyunca Ermeniler Bizans, Araplar, Selçuklular, Moğollar ve Osmanlılar gibi birçok devletin egemenliği altında yaşadılar.

Şimdi İşhanyan'ın kitabına gelirsek; bazı görüşleri tartışmalıdır. Örneğin: Urartu'nun doğrudan Ermeni devleti olduğu iddiası genel kabul görmez. Hayasa'nın kesin biçimde Ermenilerin atası olduğu kanıtlanmış değildir. “Armani, “Hayasa”, “Nairi”, “Urartu” ve “Armina” adlarının aynı halkın farklı isimleri olduğu yorumu yaygın kabul edilen bir gerçek değil, bir görüştür. Hayk gibi efsanevi kişileri tarihî şahsiyetlerle ilişkilendirmesi de yorum niteliğindedir.

Buna karşılık kitapta doğru ve genel kabul gören bilgiler de vardır. Örneğin Ermenicenin bağımsız bir Hint-Avrupa dili olması, Tigran'ın bir krallık kurması, Ermenistan'ın Roma ile Partlar arasında kalması, Hristiyanlığın Ermeni kimliği için merkezi öneme sahip olması ve Ermenilerin tarih boyunca bu bölgede yaşamış eski halklardan biri olması akademik olarak büyük ölçüde kabul edilen konulardır.

***

Rafael İşhanyan'ı güçlü bir Ermeni milliyetçisi olduğu ve eserlerini bu bakış açısıyla yazdığı söylenebilir. İşhanyan (1922-1995), Ermeni dilbilimci, tarihçi ve filologdur. Çalışmalarının büyük bölümü Ermeni dilinin tarihi, Ermeni halkının kökeni ve Ermeni ulusal kimliği üzerinedir. Özellikle Ermenilerin çok eski çağlardan beri Anadolu'nun yerli halkı olduğu görüşünü savunmuş ve bu düşünceyi eserlerinin temel tezlerinden biri hâline getirmiştir.

1980'lerin sonu ve 1990'ların başında Karabağ hareketi sırasında millî konularda aktif rol almış, Ermeni bağımsızlık hareketini desteklemiş ve Ermeni-Türk ilişkileri üzerine de yazılar kaleme almıştır. Üçüncü Gücü Dışlama Yasası adını verdiği düşüncesinde, Ermenilerin kendi çıkarlarını esas alarak komşularıyla doğrudan ilişki kurmaları gerektiğini ileri sürmüştür.

İşhanyan'ın tarih kitapları da bu millî bakış açısını yansıtır. Dilbilim, arkeoloji, antik yazıtlar ve eski tarihçilerin eserlerinden yararlanır; ancak elde ettiği verileri çoğunlukla Ermeni tarihinin çok eski, kesintisiz ve Ermeni merkezli olduğu tezini destekleyecek şekilde yorumlar. Bu nedenle Urartu'nun doğrudan Ermeni devleti olduğu, Hayasa'nın Ermenilerin atası olduğu veya Ermeni halkının kesintisiz biçimde aynı coğrafyada yaşadığı gibi görüşleri kesin tarihî gerçek olarak değil, kendi tarih anlayışının parçaları olarak sunar.

İşhanyan tarihî kaynakları kullanan; fakat bunları Ermeni millî kimliğini ve tarih anlayışını güçlendirmek amacıyla yorumlayan bir tarihçi ve düşünürdür. Bu nedenle eserleri okunurken hem sunduğu tarihî bilgilerden yararlanmak hem de milliyetçi bakış açısının yorumlarını içerdiğini göz önünde bulundurmak gerekir.

Rafael İşhanyan'ın Ermeni Tarihi Anlayışı

  Rafael İşhanyan 'ın Ermeni Tarihi Anlayışı Yazara göre Ermeniler bir anda ortaya çıkmış, yalnızca bir göçle açıklanabilecek ya da te...