İç Muhasebe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İç Muhasebe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2026 Pazartesi

Hakikatin Önündeki En Büyük Engel: Nefis

İnsan, nefsinin hükmünü takip ettiğinde bunu her zaman açık bir kötülük olarak görmez. Hatta çoğu zaman kendisini haklı olduğuna inandırır. Bazen doğruyu bildiği hâlde işine geleni seçer; bazen bir tartışmada gerçeği bulmak yerine haklı çıkmaya çalışır. Kimi zaman sevdiği birini korumak uğruna adaletten taviz verir, kimi zaman da öfkesini, kırgınlığını veya çıkarını haklılık zanneder.

Bu yüzden insan, dışarıdaki yanlışları sorgulamadan önce kendi iç dünyasına bakmalıdır. Çünkü insanın fark etmekte en çok zorlandığı şey, kendi nefsinin etkisidir. Başkasının haksızlığını görmek kolaydır; fakat kendi haksızlığımızı çoğu zaman çeşitli gerekçelerle örtmeye çalışırız. Nefis, insanı açık bir yanlışa çağırmaktan ziyade, yanlışı doğru gibi göstermeye çalışır.

Bir işe karar vermeden önce insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: "Ben bunu doğru olduğu için mi istiyorum, yoksa istediğim şey doğru olsun diye mi uğraşıyorum?"

İlk bakışta birbirine yakın görünen bu iki tavır arasında aslında büyük bir fark vardır. Hakikati arayan kişi, hoşuna gitmese bile doğruyu kabul etmeye hazırdır. Nefsinin peşinden giden kişi ise doğruyu değil, kendi arzusunun gerçekleşmesini ister. Bu nedenle aynı olay karşısında iki insanın tavrı tamamen farklı olabilir: Biri delile teslim olurken, diğeri delili kendi isteğine uydurmaya çalışır.

İnsan çoğu zaman kötülüğü kötülük olduğu için yapmaz; onu kendince haklı gösterdiği için yapar. Nefsin en büyük gücü de burada ortaya çıkar. Açıkça "yanlış yapıyorum" demez; öfkeye "haklı tepki", kibre "özgüven", kıskançlığa "hassasiyet", çıkarına ise "akılcılık" adını verir. Böylece insan, farkına varmadan kendi arzularının savunucusu hâline gelir.

Bu sebeple insanın en çetin mücadelesi başkalarıyla değil, kendi iç dünyasıyladır. Dışarıdaki düşmanı görmek kolaydır; fakat arzuların, korkuların ve önyargıların kararlarımızı nasıl yönlendirdiğini görmek zordur. Büyük âlimlerin sürekli nefis muhasebesini tavsiye etmeleri de bundandır. Çünkü insan bazen başkalarını değil, en çok kendisini aldatır.

Hakka yaklaşmanın yolu, önce bu ihtimali kabul etmekten geçer. İnsan, nefsinin yanılabileceğini fark ettiği ölçüde adalete; adalete yaklaştığı ölçüde de hakikate yaklaşır. Bu yüzden gerçek muhasebe, başkalarının kusurlarını saymak değil, kendi kalbimizin hangi hükme boyun eğdiğini sorgulamaktır. Nefsin hükmüne mi, yoksa hakkın hükmüne mi? Bu soru, insanın hayatı boyunca kendisine sorması gereken en önemli sorulardan biridir.

Balkanlardan Bursa'ya: Bir Ailenin Hikâyesi

  Balkanlardan Bursa'ya: Bir Ailenin Hikâyesi Atalarımın bir kısmı Selanik'te, bir kısmı ise Kosova'da yaşamıştı. Ben Balkanla...