Dostoyevski’nin Ezilenler romanında insanın sevdiği kişiye duyduğu güçlü bağlılık ve bu bağlılığın içinde yaşanan kırılmalar vardır. Sevgi romanda hemen her karakterin hayatını belirleyen bir duygudur; fakat gurur, korku, bağımlılık, fedakârlık, korunma arzusu ve kırgınlık bu sevginin içine karışır. İnsan aynı anda sevebilir ve öfkelenebilir, bağışlamak isteyebilir ve geri durabilir, gitmeyi seçebilir ve geride bıraktığı yere dönmeyi bütün kalbiyle arzulayabilir. Dostoyevski insan ruhunu bu çelişkilerin içinde yakalar. Karakterlerinin davranışlarının altında saklanan duygularla ilgilenir.
Romanın en güçlü damarlarından birini birbirine ayna tutan iki baba-kız
hikâyesi oluşturur. Nataşa, Alyoşa’ya duyduğu aşk uğruna babası Nikolay
İhmenev’in evinden ayrılır; Nelli’nin annesi ise yıllar önce Prens Valkovski
uğruna babası Jeremiah Smith’i terk etmiştir. Her iki durumda da baba ile kız
arasındaki sevgi varlığını sürdürür. Fakat aynı ayrılık iki tarafın ruhunda
bambaşka anlamlar kazanır. Kız için gitmek, sevdiği insanı ve kendi hayatını
seçmektir; baba içinse kızının başka bir erkeği kendisine ve ailesine tercih
etmesidir. Aralarındaki mesafe böylece kırılmış güvenin, incinmiş onurun ve
söylenemeyen sözlerin yarattığı duygusal bir uçuruma dönüşür. Jeremiah Smith
ile kızının hikâyesinde bu mesafe kapanamadan zaman tükenir. Nikolay ile
Nataşa’nın hikâyesinde ise geri dönüş için hâlâ bir ihtimal vardır. Nelli’nin
kendi annesiyle dedesi arasında gerçekleşmeyen barışmayı Nataşa ile babası için
mümkün kılması romanın en dokunaklı noktalarından biridir. Kendisi gerçek
anlamda bir yuvaya kavuşamayan Nelli, başka bir kızın yeniden evine
dönebilmesine aracılık eder.
Aşk da Dostoyevski’nin elinde tek başına mutluluk getiren bir duygu
olmaktan çıkar. Nataşa’nın Alyoşa’ya duyduğu aşk gerçektir; Alyoşa da Nataşa’ya
karşı duygusuz değildir. Fakat Alyoşa, sevginin gerektirdiği iradeyi ve
sorumluluğu taşıyabilecek olgunluğa sahip değildir. Nataşa yanlış bir duyguya
değil, o duygunun ağırlığını taşıyamayan bir insana bağlanmıştır. Nelli’nin
annesinin Prens Valkovski’ye duyduğu aşk ise daha yıkıcı bir biçim alır; çünkü
onun sevgisinin karşısında, bu sevgiyi kendi çıkarı için kullanabilen bir insan
vardır. Dostoyevski böylece çok önemli bir ayrım ortaya koyar: Birini büyük bir
tutkuyla sevmek ile o insanla iyi bir hayat kurabilmek aynı şey değildir. Aşk
gerçek olabilir; yine de o aşkın kurduğu ilişki insanı yaralayabilir.
Roman boyunca her karakter sevgiyi başka türlü yaşar. İvan’ın Nataşa’ya
duyduğu sevgi sabra ve fedakârlığa, Nataşa’nın Alyoşa’ya bağlılığı tutkuya ve
koruma isteğine, Nikolay’ın kızına sevgisi kırgınlığın ardında saklanan özleme,
Nelli’nin annesine bağlılığı ise sevgiyle öfkenin birbirinden ayrılamadığı derin
bir sadakate dönüşür. Bu yüzden Dostoyevski’nin karakterlerini yalnızca haklı
ya da haksız olarak değerlendirmek güçtür. Onların içinde birbirine karşıt
duygular aynı anda yaşayabilir. Dostoyevski’nin insan ruhuna yaklaşımındaki
derinlik de buradan gelir: Bir insanın yaptığı hatayı gösterirken, o hatayı
hangi sevginin, korkunun veya kırgınlığın içinden yaptığını da görmemizi
sağlar.
Romanın adı da bu açıdan geniş bir anlam kazanır. Ezilenlerde insan
yalnızca toplum, yoksulluk ya da başka insanların gücü altında ezilmez; kendi
içinde taşıdığı duyguların ağırlığı da onu kuşatır. Nataşa aşkının, Nikolay
incinmiş onurunun, İvan karşılıksız sevgisinin, Nelli geçmişten kendisine kalan
acının, Alyoşa ise kararsızlığının ve babasının iradesinin ağırlığını taşır.
Her biri kendisini bir insana, bir hatıraya ya da bir duyguya bağlayan görünmez
bağlarla yaşar.
Romanın en derin hüznü ise sevginin var olduğu hâlde bazen sevilen kişiye ulaşamamasında saklıdır. Jeremiah Smith kızını sever, ancak bu sevgiyi ona ulaştırabileceği zamanı kaybeder. Nikolay aynı sona yaklaşırken Nataşa’ya yeniden sarılabilecek zamanı bulur. Dostoyevski için bağışlamak, geçmişi unutmak ya da yaşanan acıyı yok saymak anlamına gelmez; kırgınlığın hâlâ var olduğu yerde sevgiyi yeniden görünür kılabilmektir. Bu nedenle Ezilenler, kırılmış ilişkilerin içinde yaşamaya devam eden sevginin, insanın sevdiklerine geri dönme arzusunun ve henüz vakit varken birbirine yeniden ulaşabilmenin romanıdır.