Yusuf Ziya Yörükân Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar adlı eserinde,
Alevilikte Miraç anlayışını Cem ayininin kaynağını ve anlamını açıklayan
temel bir olay olarak ele alır. Önce Kargın köyünde görüştüğü yaşlı dedenin
anlattığı Miraç rivayetini aktarır, ardından bu rivayetin Cem ayinindeki
uygulamalarla nasıl ilişkilendirildiğini kendi yorumlarıyla açıklamaya çalışır.
Dedenin anlattığı rivayete göre Hz. Muhammed, Cebrail’in
rehberliğinde Miraç yolculuğuna çıkar. Yol üzerinde bir aslanla karşılaşır.
Aslan geçmesine izin vermeyince Allah tarafından, ona bir nişan vermesi
istenir. Bunun üzerine Hz. Muhammed yüzüğünü aslanın ağzına bırakır ve yoluna
devam eder. Allah'ın huzuruna vardığında ilâhî sırlarla karşılaşır, ümmeti için
bağışlanma diler ve kendisine cennetten bir üzüm tanesi verilir. Allah bu üzümü
Hz. Ali'ye, Hasan ve Hüseyin'e götürmesini söyler. Bu sırada Selman-ı Farisî de
anlatının önemli kişilerinden biri olarak ortaya çıkar.
Dönüş yolunda Hz. Muhammed, Kırklar Meclisi denilen
topluluğa ulaşır. Başlangıçta orada otuz dokuz kişi vardır. Selman'ın gelişiyle
sayı kırka tamamlanır. Hz. Muhammed onlara üzümü verir. Rivayete göre tek bir
üzüm tanesi bütün kırklara yeter. Üzümün suyu paylaşılır, hepsi bundan içer ve
derin bir manevî coşkuya kapılır. Ardından semah etmeye başlarlar. Ellerinde
çalpareler vardır, dillerinde Allah'ın adı dolaşmaktadır. Tam bu sırada
Kırklar'dan birine neşter vurulduğunda hepsinin kolundan aynı anda kan akar.
Böylece hepsinin tek bir hakikatin parçaları olduğu gösterilir. Hz. Muhammed de
bu olay sayesinde Hz. Ali'nin hakikatini ve Kırklar'ın sırrını kavrar.
Yörükân'ın aktardığına göre Alevi dedeleri bu hikâyeyi
tarihî bir olay olarak anlatmakla kalmaz, cem ayininin bütün erkânını da bu
Miraç kıssasına bağlarlar. Onlara göre ceme girerken rehber tutulması,
Cebrâil'in Hz. Muhammed'e yol göstermesini temsil eder. Musahiplik Hz. Muhammed
ile Hz. Ali arasındaki kardeşliğin sembolüdür. Pençeleşme Peygamber'in abasının
altında gerçekleşen birliği hatırlatır. Dâr'a durmak, Miraç yolculuğundaki
teslimiyeti simgeler. Post, Hz. Muhammed'in karşılaştığı aslanı temsil eder.
Cem sırasında içilen dem, Kırklar'ın paylaştığı üzümün sembolüdür. Semah ise Kırklar'ın
ilâhî coşku içinde dönmesini yeniden canlandırır. Cem sonunda birbirine "Miraç'ın
kutlu olsun" denmesi de yapılan ibadetin sembolik olarak Miraç yolculuğunun
tekrar yaşanması anlamına geldiğini gösterir.
Yusuf Ziya Yörükân’a göre burada anlatılanlar, sembollerle
kurulmuş bir dinî dilin ürünüdür. Cem ayinindeki hareketlerin önemli bir kısmı
bu Miraç hikâyesini temsil etmektedir. Ayrıca Yörükân bu sembollerin yalnızca
İslâmî kaynaklarla açıklanamayacağını, eski Türk kamlarının göğe yükselme
törenleriyle ve daha eski dinî geleneklerle benzerlikler taşıdığını ileri
sürer. Ona göre Cem ayini zaman içinde İslâmî kavramlarla yeniden yorumlanmış
olmakla birlikte, çok daha eski dinî ve kültürel unsurları da bünyesinde
barındırmaktadır.
Dâra durmak, Alevilikte Cem ayininin en önemli
erkânlarından biridir. Kelime olarak "dâr", Farsçada
"huzur", "makam" veya "divan" anlamına gelir.
Alevi geleneğinde ise kişi, Hak'ın huzurunda ve dede önünde hesap vermek
üzere saygıyla ayakta durur. Yusuf Ziya Yörükân'ın yorumuna göre dâra
durmak, Miraç kıssasında Hz. Muhammed'in Allah'ın huzurunda duruşunu
sembolize eder. Yani ceme giren kişi, kendisini Hz. Muhammed'in Miraç'taki
teslimiyet hâliyle özdeşleştirir.
Yörükân ayrıca bu hareketin
sembolik anlamlarını da açıklar. Ona göre: Ceme girerken kapı eşiğine
basılmaması ve dâr'a durulması, kutsal mekâna saygının ifadesidir. Dâr,
teslimiyeti ve tevazuyu temsil eder. Kişi burada benliğini geri plana bırakır;
Hak, toplum ve kendi vicdanı önünde hesap vermeye hazır olduğunu gösterir.
Alevi geleneğinde dârın yalnızca bir ritüel olmadığı da
vurgulanır. Bir kimse bir hata işlemişse, toplumla veya bir başka canla
arasındaki kırgınlığı gidermek için de dâra çıkar, kusurunu kabul eder,
helallik ister ve barış sağlanmadan cem tamamlanmaz. Bu yönüyle dâr, hem dinî
hem de ahlâkî bir kurumdur.
Kırklar Meclisi, Alevi inancında kırk erenden
oluştuğuna inanılan kutsal topluluğun adıdır. Bu topluluk manevî birlik ve
olgunluğu temsil eden sembolik bir yapıdır. Rivayette Hz. Muhammed'in buraya
uğraması, ilahî hakikatin başka bir yönünü tanımasını anlatır.
Rivayet kelimesi ise tarihî olarak kesinliği
ispatlanmış bir olay anlamına gelmez. Nesilden nesile aktarılan kutsal
anlatıları ve gelenekleri ifade eder. Hz. Muhammed'in Kırklar'a verdiği üzüm,
sıradan bir meyve olarak düşünülemez. Bereketi, ilahî bilgiyi ve manevî nimeti
temsil eden sembolik bir unsurdur. Tek bir üzüm tanesinin kırk kişiye yetmesi
de bu bereketin sınırsızlığını anlatmak için kullanılan sembolik bir
anlatımdır.
Üzümü içtikten sonra Kırklar'ın yaşadığı manevî coşku,
kişinin Allah'a yakınlık hissederek yaşadığı derin ruhsal heyecanı ifade eder.
Tasavvuf geleneğinde buna bazen vecd de denilir. Bu coşkunun ardından
yapılan semah, Alevilikte Cem ibadetinin en önemli bölümlerinden
biridir. Semah, belirli kurallar içinde dönerek yapılan ve Allah'a yönelişi,
kâinattaki düzeni ve insanın manevî yolculuğunu simgeleyen ibadettir.
Çalpare, semah sırasında ritim tutmak amacıyla
kullanılan küçük bir vurmalı çalgıdır. Genellikle parmaklara takılarak çalınır
ve semaha ritim kazandırır. Kırklar'ın sırrı ifadesi, Kırklar'ın aynı
ilahî hakikatte birleşmiş olmalarını anlatır. Rivayette birinin acısının
hepsinin acısı hâline gelmesi, bu birliği sembolize eder. Hz. Muhammed'in bu
olaya şahit olması da, Kırklar'ın temsil ettiği manevî birliği ve Hz. Ali'nin bu
birlik içindeki özel makamını kavradığını ifade eden sembolik bir anlatımdır.
Yusuf Ziya Yörükân'ın Miraç ve Kırklar Meclisi anlatısını aktarırken benimsediği yaklaşım dikkat çekicidir. Yazar, bu rivayeti yalnızca dinî bir anlatı olarak sunmakla yetinmez; Cem ayinindeki birçok uygulamanın kaynağını açıklayan sembolik bir metin olarak değerlendirir. Özellikle rehber, semah, dâr, musahiplik ve dem gibi erkânların Miraç anlatısıyla ilişkilendirilmesi, Alevi inanç dünyasının sembolik yapısını anlamaya yardımcı olmaktadır.
Bununla birlikte, Yörükân'ın bu sembolleri eski Türk inançları ve Şamanizm ile ilişkilendirmesi, onun tarih ve din sosyolojisi alanındaki yorumunu yansıtmaktadır. Bu değerlendirme önemli olmakla birlikte, günümüzde bütün araştırmacılar tarafından ortak kabul gören kesin bir görüş değildir. Bu nedenle eseri okurken, yazarın aktardığı geleneksel rivayet ile bu rivayete getirdiği akademik yorumu birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum.
Bana göre bu bölümün en dikkat çekici yönü, Cem ayininin yalnızca birtakım ritüellerden oluşmadığını, her hareketin arkasında güçlü bir sembolik anlam bulunduğunu göstermesidir. Dâra durmanın teslimiyeti ve vicdan muhasebesini, semahın ilahî hakikate yönelişi, Kırklar Meclisi'nin ise birlik ve kardeşliği temsil etmesi, Alevi inanç sisteminin zengin sembolik dilini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle eser, Aleviliği anlamaya çalışan okuyucuya önemli bir bakış açısı sunarken, aynı zamanda farklı akademik görüşlerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir kaynak niteliği taşımaktadır.