Veba,
Korku ve Hikmet: İnsan Üzerinde Ruhun Gücü
Oldukça
eski zamanlardan beri anlatılan bir hikâyeye göre, bir derviş Mısır’ın
kenarında otururken korkunç bir varlığın Mısır’a doğru ilerlediğini görür.
Yanına gidip kim olduğunu sorar.
Varlık
şöyle cevap verir: “Ben vebayım. On beş bin kişinin canını almak için Mısır’a
gidiyorum.”
Derviş,
bundan daha fazla kötülük yapmamasını rica ederek oradan ayrılır.
Bir
süre sonra gerçekten Mısır’da veba ortaya çıkar. Ancak ölenlerin sayısı on beş
bin değil, otuz bindir.
Bunun
üzerine derviş tekrar o bildiği vebayla karşılaşır ve sorar: “Niçin otuz bin
kişiyi öldürdün?”
Veba
şöyle cevap verir: “Hayır! Ben görevim gereği yalnızca on beş bin kişinin
canını aldım. Diğer on beş bin kişi ise kendi doktorları yüzünden öldü.”
Bu
fıkranın asıl maksadını anlayabilmek için dikkatli insanların, bedensel (maddi)
tıp ile ruhsal (manevi) tıp arasındaki farkı kavramış olması gerekir.
Vebanın
öldüreceği on beş bin kişiyi tedavi etmek için “doktor” gerekiyorsa, diğer on
beş bin kişiyi de “hikmetle” (akıl, bilinç ve ruhsal anlayışla) tedavi etmek
gerekirmiş.
Buna
benzer bir hikâye de anlatılır: İran’da çok akıllı bir vezir vardır; fakat
aşırı şişman olduğu için devlet işlerinde görev yapamaz hâle gelir. Onu çok
seven padişah, “Kim bu veziri zayıflatırsa büyük ödül vereceğim” diye ilan
eder. Ancak hiçbir ilaç işe yaramaz.
Bir
gün bir hekim gelir, veziri muayene eder ve şöyle der: “Aslında ben bu adamı
zayıflatabilirdim; fakat görüyorum ki buna gerek yok. Boşuna uğraşmaya değmez.
Bu adam kırk gün içinde ölecek.”
Kırk
gün geçtikten sonra hekim geri gelir ve vezirin çok zayıflamış olduğunu görür.
Bunun üzerine ödülünü ister. Çünkü söylediği söz, bir ruhsal ilaç
etkisi yapmıştır.
Vezir,
“Nasıl öleceğim? Kırk gün içinde ölecekmişim!” diye sürekli kaygılanmış;
korkudan ve düşünmekten yemeden içmeden kesilmiş ve sonunda iğne ipliğe
dönmüştür.
***
Ahmet Mithat Efendi'nin anlattığı kısa hikâyeler göründüğünden çok daha derindir. İlk bakışta basit bir hikâye gibi duruyor, ama Ahmet Mithat Efendi burada önemli fikirler anlatıyor. Birincisi: insan sadece bedeniyle değil zihniyle de hastalanır. Veba hikâyesinde insanların yarısı hastalıktan, diğer yarısı da korku, panik ve yanlış tedavi yüzünden ölüyor. Bu durum bugün de geçerlidir: yanlış bilgi ve panik, hastalığın kendisinden daha tehlikeli olabilir.
İkinci olarak anlatılan vezir hikâyesi de çarpıcıdır. İnsan inandığı şeyden etkilenir. Veziri zayıflatan şey bir ilaç değildir, ölüm korkusudur. Bazen sözler de ilaç ya da zehir gibi güçlü etki yapabilir.
Hikâyelerde dolaylı olarak yanlış bilgiye ve ehil olmayan kişilere de eleştiri vardır. “Doktorlar yüzünden öldüler” sözüyle de bilgisiz insanların müdahalelerinin ne kadar tehlikeli olabileceği anlatılır.
Ahmet Mithat Efendi’den alıntı, günümüz Türkçesine sadeleştiren: Burcu Bolakan