Tarihsel Bilgi
Başlangıç: Bir vadiye yerleşen Dorlar
MÖ yaklaşık 10. yüzyılda Yunan dünyasının karanlık
çağlarında Dor kabileleri güneye iner ve Lakonya’daki Eurotas Vadisi’ne
yerleşir. Sparta ilk başlarda birkaç köyün birleşmesinden oluşan gevşek bir
birliktir.
Bu erken dönemde Spartalılar diğer Yunan topluluklarından
çok farklı değildir. Tarım yaparlar, küçük çatışmalara girerler, kendi
tanrılarına taparlar. Henüz onları “Sparta” yapan şey ortaya çıkmamıştır.
Sparta’nın dönüşümü komşularının topraklarına göz diktikleri anda başlar.
Messenia’nın fethi: Sparta’nın kaderi
MÖ 8. ve 7. yüzyıllarda Sparta, batısındaki verimli Messenia
bölgesine saldırır. Bu savaşlar uzun sürer, komşularıyla arasında sert
mücadeleler olur. Ama sonunda Sparta kazanır ve Messenia halkını topraklarından
koparıp köleleştirir. Spartalılar artık sayıca kendilerinden çok daha fazla
olan bir halkı, yani helotları, sürekli kontrol etmek zorundadırlar. Bu durum
onları diğer Yunan şehirlerinden ayırır. Artık mesele sadece yaşamak değildir;
isyanı önlemek için sürekli hazır olmak zorundadırlar.
Lykurgos ve düzenin kurulması
Sparta’nın gittikçe sertleşen devlet yapısını sistemleştiren
kişi olarak anlatılan figür Lykurgos’tur. Tarihsel mi yoksa efsanevi mi olduğu
kesin değildir, ama Spartalıların kendisi bile devlet düzenlerini ona bağlar.
Lykurgos’un adıyla anılan düzenle birlikte Sparta’da hayat kökten değişir.
Topraklar teorik olarak eşit bölüştürülür. Lüks yasaklanır. Altın ve gümüş para
yerine değersiz demir kullanılır. Erkekler ortak sofralarda yemek yer. Aile,
bireysel hayat ve kişisel zenginlik geri plana itilir. Ama asıl büyük değişim
şuradadır: çocuk artık ailenin değil, devletin olur.
Agoge: İnsan değil, Spartalı yetiştirmek
Bir Spartalı çocuk doğduğunda tam anlamıyla birey sayılmaz.
Zayıf görülürse yaşamasına izin verilmeyebilir. Yedi yaşına geldiğinde ise
ailesinden alınarak devletin eğitim sistemine, Agoge’ye verilir. Çocuklar aç
bırakılır, dövülür, soğuğa maruz bırakılır. Amaç onları güçlü yapmak değildir;
yalnızca acıya alışmış, emre itaat eden ve korkuyu bastırabilen varlıklar
haline getirmektir.
Krallar ve yönetim: Gücün dengesi
Sparta’da iki kral vardır. Bu durum Yunan dünyasında
benzersizdir. Krallar savaşta ordunun başına geçer, dini görevler üstlenir. Ama
güçleri sınırsız değildir. Onları denetleyen yaşlılar meclisi ve ephorlar
bulunur.
Yükseliş: Peloponez’in efendisi
Zamanla Sparta, Peloponez Yarımadası’nın en güçlü devleti
haline gelir. Diğer şehirleri bir birlik altında toplar. Disiplini, düzeni ve
askeri gücüyle saygı ve korku uyandırır. Sparta’nın gücünün zirvesi, Atina ile
yapılan büyük mücadelede ortaya çıkar. Peloponez Savaşı (MÖ 431-404), Yunan
dünyasının kaderini belirler. Deniz gücü Atina’dır, kara gücü Sparta’dır. Uzun
süren savaş sonunda Sparta galip gelir.
Thermopylai: 300 Spartalının hikâyesi
MÖ 480’de Pers kralı Xerxes devasa ordusuyla Yunanistan’a
girer. Spartalılar Perslerin ilerleyişini durdurmak için dar bir geçit olan
Thermopylai’yi seçer. Burada Sparta kralı Leonidas, yanında 300 Spartalı ve
diğer Yunan birlikleriyle birlikte savunma yapar. Günlerce direnirler, Pers
ordusunu durdururlar. Ama sonunda kuşatılırlar. Leonidas ve adamları geri
çekilmez. Leonidas ve adamlarının direnişi sonunda askeri bir zafer kazanılmaz,
ama onlar bir simgeye dönüşür.
***
Sparta, Peloponez Savaşı’nı kazandığında zirvededir. Ancak
bu noktada sistemin sorunları belirginleşir. Spartalı vatandaşların sayısı
giderek azalır. Toprak eşitliği bozulur, zenginlik birkaç elde toplanır.
Helotlara olan bağımlılık devam eder. Ama sistem değişemez.
****
MÖ 371’de Thebai ile yapılan Leuktra Savaşı, Sparta’nın
kaderini değiştirir. Thebai ordusu Spartalıları ağır bir yenilgiye uğratır.
Artık Sparta’nın yenilmezlik imajı dağılmıştır. Ardından Messenia özgürlüğünü
kazanır. Helot sistemi çöker. Sparta ekonomik ve askeri olarak zayıflar. Sparta
tamamen yok olmaz, ama artık eski Sparta değildir. Küçük, etkisiz bir şehir
devletine dönüşür. Reform girişimleri başarısız olur. Sonunda, MÖ 146’da, tüm
Yunan dünyası gibi Roma’nın egemenliğine girer.
***
Kitapta anlatılan...
Sparta’yı anlatmaya çalışan Ernst Baltrusch, kitabın başında
okura şu rahatsız edici gerçeği hatırlatır: Sparta hakkında bildiklerimiz,
büyük ölçüde Spartalıların kendisinden değil, başkalarından öğrenilmiştir.
Aslında bu durum anlatının daha en başında bir güvensizlik duygusu yaratır.
Çünkü Sparta kendi tarihini yazmamış bir toplumdur; kendini anlatmamış, kendini
savunmamış, hatta kendini açıklamaya bile gerek duymamıştır. Bu yüzden biz
Sparta’yı doğrudan onlardan değil, Atinalıların, tarihçilerin, hayranlarının ya
da eleştirmenlerin gözünden görürüz. Kitap bir bilgi sorgulamasıdır.
Sparta Lakonya’da birbirine yakın yerleşmiş köylerin zamanla
birleşmesiyle oluşmuş gevşek bir yapıdır. İlk dönemde Spartalılar, diğer Yunan
topluluklarından çok farklı değildir. Tarım yaparlar, küçük çatışmalara
girerler, gündelik hayatlarını sürdürürler. Ancak bu sade yapı uzun sürmez.
Sparta’yı Sparta yapan Messenia’nın fethidir.
Messenia’nın fethi kitabın en kritik kırılma noktalarından
biri olarak ele alınır. Çünkü Spartalılar bu zaferle birlikte yeni topraklar
kazanır ve sayıca kendilerinden çok daha fazla olan bir nüfusu, yani helotları,
kontrol etmek zorunda kalırlar. Bu durum Sparta’nın bütün yapısını belirler.
Artık mesele sadece üretmek ya da savaşmak değildir; mesele sürekli bir isyan
ihtimali altında yaşamaktır. Baltrusch, Sparta’nın bütün sertliğinin,
disiplininin ve kapalı yapısının aslında bu korkudan doğduğunu düşünür.
Sparta’nın zorunlu olarak kurduğu sistem Lykurgos adıyla
anılır. Ancak Baltrusch Lykurgos’u tarihsel bir kişiden çok bir düzenin sembolü
olarak ele alır. Lykurgos’un adıyla anılan reformlar -toprakların eşit
dağıtılması, ortak yemek düzeni, lüksün yasaklanması- ilk bakışta eşitlikçi ve
adil görünür. Fakat aslında amaç eşitlikten çok istikrardır. Çünkü farklılık,
zenginlik ve bireysel yükseliş, Sparta gibi kırılgan bir toplum için
tehlikedir.
Sparta’yı anlamak aslında Spartalıyı anlamaktır. Ve Spartalı
doğuştan değil, sonradan oluşturulan bir varlıktır. Agoge denilen eğitim
sistemi de modern anlamda bir eğitim değildir. Çocuk ailesinden koparılır, aç
bırakılır, zorlanır ve sınanır. Ona dayanıklılık öğretilir; ama bu dayanıklılık
fiziksel olduğu kadar zihinseldir: korkuyu bastırmak, acıyı görünmez kılmak ve
emre itaat etmek.
Spartalı vatandaşlar sayıca çok azdır ve bütün sistem
onların etrafında döner. Ancak bu dar elit sınıfın varlığı, geniş bir alt
tabakaya, yani helotlara dayanır. Helotlar toprağı işler, üretimi sağlar, fakat
sürekli baskı altında tutulur. Bu nedenle Sparta dışarıdan bakıldığında sakin,
dengeli ve güçlü görünse de içeride sürekli tetikte olan, korkuya dayalı bir
yapıya sahiptir. Hatta helotlara karşı uygulanan gizli şiddet mekanizmaları, bu
korkunun ne kadar derin olduğunu gösterir.
Kadınlar meselesi de bu yapının bir parçasıdır. Sparta
kadınları diğer Yunan dünyasına göre daha görünür ve daha aktiftir. Ancak bu
özgürlük bireysel bir hak değil, sistemin bir ihtiyacıdır. Kadının bedeni ve
gücü, daha sağlıklı ve güçlü nesiller üretmek için önemlidir. Bu yüzden kadın
serbesttir, ama bu serbestlik kendisi için değil, Sparta içindir. Sparta’da
hiçbir şey gerçekten bireyin kendisi için değildir.
Sparta sürekli olarak savaşan değil, sürekli savaşmaya hazır
olan bir toplumdur. Thermopylai’de Leonidas ve üç yüz Spartalının ölümü de bu
zihniyetin bir ifadesidir. Sparta’nın yükselişi Peloponez Savaşı’ndaki zaferle
zirveye ulaşır. Ancak Sparta deniz gücüne sahip değildir, ekonomik olarak
zayıftır ve en önemlisi sistemi esnek değildir. Genişleyemez, uyum sağlayamaz
ve değişemez. Bu yüzden kazandığı zafer kalıcı olmaz.
Sparta’nın çöküşü de yavaş bir çözülme sürecidir. Spartalı vatandaşların sayısı azalır, toprak eşitliği bozulur ve zenginlik belirli kişilerde toplanır. Leuktra yenilgisi bu sürecin sonucu olarak ortaya çıkar. Bu yenilgi bir imajın çöküşüdür. Sparta kendi mantığı içinde güçlü ve düzenli bir sistem kurmuştur. Ancak bu sistem esnek değildir ve değişime kapalıdır. Bu nedenle Sparta’nın başarısı sürdürülebilir olmamıştır.