Antigone: Devlet Yasası ile Vicdan
Arasında Bir İnsanlık Dramı
Antik Yunan trajedileri insanın iktidarla,
yasayla ve kendi vicdanıyla giriştiği kadim çatışmaları görünür kılan düşünce
metinleridir. Sophokles’in Antigone adlı oyunu bu anlamda birey ile devlet
arasındaki gerilimin sarsıcı örneklerinden biridir. Sophokles, Antigone adlı
oyunuyla, Labdakos ailesinin kuşaklar boyunca süren lanetinin son halkasında,
yasa ile ahlakın karşı karşıya gelişini sahneye taşır.
Antigone’nin hikâyesi, babası Oidipus’un
trajik yaşamıyla başlar. Oidipus’un öyküsü daha doğmadan yazılmış bir
felaketler zinciridir. Thebai Kralı Laios bir kehanetle uyarılır; doğacak oğlu
bir gün onu öldürecek ve annesiyle evlenecektir. Bu tür kehanetler, Antik Yunan
dünyasında kaderden kaçmanın mümkün olmadığına dair yerleşmiş olan inancı
gösterir. Thebai Kralı Laios kehaneti engellemek ister; yeni doğan bebeğin ayak
bileklerini deldirerek dağa terk edilmesini emreder. Oidipus’un adı buradan
gelir: “şiş ayaklı” anlamına gelen Oidipus.
Ancak kader çoğu zaman onu değiştirmeye
çalışanların eylemlerinden beslenir. Oidipus ölmez; Korinthos Kralı Polybos ve
eşi Merope tarafından bulunur ve evlat edinilir. Oidipus, gerçek soyunu
bilmeden büyür. Yıllar sonra bir gün Delfoi Kehanet Merkezi’ne gittiğinde,
kendisine aynı korkunç yazgı bildirilir: Babasını öldürecek, annesiyle
evlenecektir. Oidipus bunu önlemek için Korinthos’tan kaçar.
Oidipus yolda dar bir geçitte karşılaştığı
yaşlı bir adamla tartışır ve onu öldürür. Bu adam, bilmeden öldürdüğü öz babası
Laios’tur. Ardından Thebai’ye ulaşan Oidipus, kenti haraca kesen Sfenks’in
bilmecesini çözer; kahraman ilan edilir ve dul kraliçe Iokaste ile
evlendirilir. Böylece kehanetin ikinci kısmı da gerçekleşir. Oidipus ve
Iokaste’nin evliliğinden dört çocuk dünyaya gelir: Eteokles, Polyneikes,
Antigone ve İsmene.
Felaketin doruk noktası, yıllar sonra
Thebai’yi saran veba salgınıyla yaşanır. Kentin insanları ölmekte, düzen
bozulmaktadır. Oidipus, kendini halkına karşı sorumlu bir kral olarak görür ve
Delfoi Kehanet Merkezi’ne danışır. Verilen yanıta göre kentin başına gelen
felaket, eski kral Laios’un katilinin hâlâ cezalandırılmamış olmasından
kaynaklanmaktadır. Oidipus, bu suçluyu bulup sürgüne göndermeden Thebai’nin
kurtulamayacağını öğrenir.
Oidipus, ironik biçimde hiç tereddüt
etmeden soruşturmaya girişir. Kör kâhin Tiresias’ı çağırır. Tiresias gerçeği
bilmektedir; fakat söylemek istemez. Soruşturma ilerledikçe parçalar bir araya
gelmeye başlar. Iokaste, Laios’un yıllar önce bir yol ayrımında öldürüldüğünü
anlatır. Oidipus bu ayrıntıyı duyduğunda huzursuz olur; çünkü geçmişinde,
Korinthos’tan kaçarken benzer bir yerde yaşlı bir adamı öldürdüğünü hatırlar.
Ardından Korinthos’tan gelen bir haberci, Oidipus’un sandığı gibi Polybos’un öz
oğlu olmadığını, bebekken kendisini evlat edindiğini açıklar. Son darbe ise
Oidipus’u bebekken dağa bırakan çobanın tanıklığıyla gelir. O çocuk Laios’un
oğludur.
Gerçek artık inkâr edilemez hâle gelir.
Oidipus’un kaçtığı kehanet, onu adım adım kendine götürmüştür. Babasını
öldürmüş, annesiyle evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur. Iokaste, gerçeği
Oidipus’tan önce kavrar ve dayanamaz; kendini asarak yaşamına son verir.
Oidipus ise Iokaste’nin cesedini bulduğunda, onun elbisesindeki iğnelerle
gözlerini kör eder.
Oidipus’un kendini kör etmesi bilinçli bir
cezalandırmadır. Oidipus artık gerçeği görmüştür; fakat bu gerçeği gördükten
sonra dünyaya bakmaya tahammülü kalmamıştır.
Oidipus’un yıkımı, çocuklarının kaderini
de belirler. O artık yalnızca düşmüş bir kral değil, ailesine ve kentine lanet
mirası bırakan bir figürdür. Çocukları, babalarının işlediği suçların ve
tanrısal adaletin gölgesinde büyür. Antigone’nin vicdanla yasa arasındaki
çatışması, babasının ağır mirasının içinden doğar. Oidipus’un gerçeği
öğrendikten sonra kendini kör ettiği dünyada büyüyen Antigone, yasaya körü
körüne uymanın her zaman doğru olmadığını erken yaşta öğrenmiştir.
Eteokles ve Polyneikes Oidipus’un
oğullarıdır. Babaları öldükten sonra Thebai tahtını dönüşümlü olarak yönetme
konusunda anlaşırlar; ancak iktidarın gücü caziptir. Eteokles, Polyneikes’in
tahta geçme sırası geldiğinde yönetme hakkını kardeşine devretmez. Bunun
üzerine Polyneikes, Argos’tan destek alarak Thebai kentine karşı savaş açar.
Kent surlarının önünde yapılan düelloda iki kardeş birbirini öldürür. Tahta
geçen dayıları Kreon, düzeni sağlamak adına bir karar alır. Thebai kentini
savunduğu için Eteokles onurlu bir törenle gömülecek, kendi kentine ve halkına
karşı savaştığı gerekçesiyle Polyneikes ise gömülmeyecek, cesedi doğaya terk
edilecektir.
Bu noktada Antigone’nin trajedisi başlar.
Kreon’un Polyneikes’in gömülmesini yasaklayan buyruğu, Antigone için yalnızca
siyasal bir karar değildir; bu emir ölüye gömülme hakkını kutsal sayan Antik
Yunan inancına açıkça aykırıdır. Çünkü bu inanca göre bir insanın gömülmemesi
ruhunun cezalandırılması anlamına gelir; ölü öteki dünyada huzura kavuşamaz.
Antigone bu yasağı bu yüzden reddeder. Onun gözünde tanrıların değişmez
yasaları, kralların koyduğu geçici yasalardan daha bağlayıcıdır.
Antigone, devletin emrine rağmen kardeşini
toprağa verir. Yaptığı bu eylem iktidarın mutlaklığına karşı insan vicdanının
kararlı bir başkaldırısıdır. Yakalandığında ise savunmasını yapar ve pişmanlık
da duymaz. Antigone’nin “Nefret etmek için değil, sevmek için yaratıldım” sözü,
tragedyanın hem dramatik hem de etik doruk noktasıdır. Antigone insan olmanın
bedelini bilen bir figür olarak konuşur.
Kreon da basit bir “kötü karakter”
değildir. O, devletin düzenini korumak zorunda olduğuna inanan bir iktidar
temsilcisidir. Ona göre yasa bir kez çiğnenirse, şehir kaosa sürüklenir. Bu
yüzden Antigone’yi cezalandırmak, onun gözünde siyasal bir zorunluluktur. Ne
var ki Sophokles, Kreon’un bu katı tutumunu trajik bir körlük olarak sunar.
Kreon, yeğeninin cesedinin doğaya terk edilmesini emrederken yanlış bir karar
vermiştir. Yine de verdiği karar iktidarın kararı olduğu için yasa anlamına
gelir. Kreon düzeni korumaya çalışırken ailesini ve vicdanını yitirir.
Antigone’nin diri diri bir mağaraya
kapatılarak ölüme terk edilmesi, tragedyanın en karanlık anıdır. Ardından gelen
ölümler -Haimon’un ve Eurydike’nin intiharı- Kreon’un haklı olduğunu sandığı
düzenin geride yalnızca yıkım bıraktığını gösterir. Böylece Antigone oyunu tek
bir haklı taraf bırakmadan sona erer. Antigone ölür ama ahlaki üstünlüğünü
korur; Kreon yaşar ama her şeyini kaybeder.
Antigone trajedisi bu yönüyle çağları aşan bir metindir. Bireysel vicdan ile devlet yasası arasındaki çatışma, bugün de güncelliğini korur. Sophokles’in başarısı, seyirciyi kimin haklı olduğuna dair kesin bir yargıya zorlamaması, aksine her iki tarafın da bedel ödediği bir etik alan açmasıdır.