8 Haziran 2026 Pazartesi

Doğum Günüm

Türk olmak ne güzel. Müslüman olmak ne güzel. İnsan olmak ne güzel. Ben olmak ne güzel...
Tanrım, yaşadığım için sana çok teşekkür ederim. Beni bu dünyaya gönderdiğin için, bana bu hayatı ve bu güzellikleri gösterdiğin için sana çok teşekkür ederim.
Bana iki harika kız evlat verdiğin için, aldığım her nefes için, gördüğüm her gün için sana çok teşekkür ederim.
Seni bulmama izin verdiğin için sana çok teşekkür ederim. Defalarca uzaklaşıp yine sana döndüğümde beni kabul ettiğin için, bana yol gösterdiğin, yolumu aydınlattığın için sana çok teşekkür ederim.
Annem için, babam için, kardeşlerim için; hayatıma giren ve çıkan insanlar için; sevinçlerim ve acılarım için, kaybettiklerim ve kazandıklarım için sana çok teşekkür ederim. Çünkü bugün biliyorum ki hepsi beni ben yapan yolun parçalarıydı.
İyi ki beni yaratmışsın Tanrım. İyi ki bugün yaşıyorum. İyi ki bu dünyadan geçiyorum.
Sana çok, çok, çok ama çok minnettarım.
Bunun için şükrediyorum.

Doğum Günüm

Hayat kusursuz değildi. Ama yine de yaşamaya değdi. 🎂👸

Yaşamak güzeldi. Sevmek güzeldi. Çocuklarımda yaşamaya devam ettiğimi bilmek de güzel. Benden izler taşıyan iki süper kız...

Bugün doğum günüm. Babamın yaşadığı yaştayım. Evimin bir köşesinde oturmuş bunları konuşuyor, bunları düşünüyorum. Mutluyum. Şanslıyım.

Bunun için şükrediyorum. 🎂👸

Bektaşileri Neden Seviyorum?

Benim büyük dedelerim Bektaşi imiş. Ben de Bektaşileri hem çok seviyor hem de onların dünyaya bakışındaki o engin hoşgörüyü kendime yakın buluyorum. İnsanları inancına, mezhebine, diline ya da kökenine göre ayırmadan sevebilmek az şey değildir.

Belki de bu yüzden gönlüm biraz onlara meylediyor. Çünkü Bektaşilikte kuru gösterişten çok insan vardır; kibirden çok tevazu, öfkeden çok muhabbet vardır. Dünyaya bir kavga meydanı gibi görmezler, gelip geçilen bir misafirhane gibi bakmayı öğretirler.

Ne kadar farklı düşünürsek düşünelim, bir gönül kırmanın bir ibadeti eksik bırakmaktan daha ağır olduğunu söyleyen bir anlayışın mirasına da saygı duyuyorum. Bu yüzden Bektaşileri seviyorum; sadece büyük dedelerim Bektaşi oldukları için de değil, gönlü geniş, sözü hikmetli insanlar oldukları için. Sözleri bazen sert görünse de incitmek için değil uyandırmak içindir; dilde biraz iğne, gönülde ise daima muhabbet taşırlar.

Duyuru!

Facebook açmış yine... Breh breh! Ruh hastası kadın...

Cancağızlarım, siz üzülmeyin deyu, iki satır yazıverdim işte; kendim için. Peh peh!

Facebook sayfamda paşa gönlümün istediği gibi yazılarımı paylaşıyorum. Kelâmımı bırakıyor, gidiyorum.

Oradan buradan çıkan bazı o. çocukları yahut da p.ç kuruları kıskançlık nöbetlerine tutulsa da ne yorum yapabiliyorlar ne de söz yetiştirebiliyorlar. Bu kısım Facebook kabadayılarına yazılmıştır. Kimisi istese de yazamıyor, kimisi okuyan ve yazı yazan kadından korkuyor, kimisi de eski kitapların epeyce tozunu yutmuş, ama hâlâ aynı yerde dönüp duruyor. Bazıları kadını hâlâ mutfaktan öte bir yerde düşünemiyor. Bazıları rakip görüyor, eski dost pardon; şimdi düşmanlaşmışlardan! Bazıları da sebepsiz yere huzursuz oluyor. Vesaire vesaire... Filan feşmekân...

Kimseyle işim yok.

Sadece yazılarımı paylaşıyorum.

En çok Amerika'dan okunuyorum. Canım Türk insanı ise listenin sonlarında... Olsun. Kelâm dediğin bazen yakındakine uğramaz da okyanusu geçer.

Daha çok insan okusun diye Facebook açtım deyu, söyleyeyim dedim.

Yalnız takılmak güzel şey.

Gürültüsü yok.

Tantanası yok.

Kimseye eyvallahı yok.

Tavsiye ederim!

Not: Facebook'u pek sevmem. Yazılar daha çok okunsun diye oraya da yüklüyorum. Bu yazı da Facebook olayından ziyade beni yıllardır takip edip durmadan dedikodu üreten muhteremlere ithafen yazılmıştır. Peh peh!

George Orwell'ın Boğulmamak İçin Romanı Üzerine

İnsanlar çoğu zaman farkına varmadan hem kendi hayatlarından hem de yaşadıkları dünyadan uzaklaşırlar. George Orwell'ın Boğulmamak İçin romanı da tam olarak bu uzaklaşmanın hikâyesidir. Roman 1939 yılında yayımlanmıştır. Orwell bu romanı yazarken Avrupa büyük bir savaşın eşiğindedir. Sıradan insanlar işe gidiyor, alışveriş yapıyor, evleniyor, çocuk büyütüyor ve gündelik hayatlarını sürdürüyordur. Ancak Orwell yaklaşan felaketi hisseden yazarlardan biridir. Bu nedenle romanın her sayfasında görünmez bir huzursuzluk dolaşır. Başkahraman George Bowling'in kişisel sıkışmışlığı ile dünyanın içine sürüklendiği sıkışmışlık arasında dikkat çekici bir benzerlik vardır.

Fakat Orwell'ın bu romanı yazarken yalnızca siyasi ya da toplumsal kaygılar taşıdığını söylemek eksik kalır. Bence onun daha kişisel bir derdi de vardır.

Orwell çocukluğa körü körüne özlem duyan bir yazar değildir. Tam tersine, geçmişe romantik gözlüklerle bakmanın insanı yanıltabileceğini bilir. Bu yüzden George Bowling'i çocukluğunun geçtiği kasabaya geri gönderir ve ona acı bir gerçekle yüzleşmek zorunda olduğunu gösterir: Aradığı şey artık orada değildir.

Aslında George Bowling eski kasabasını aramıyordur. O, kaybettiği gençliğini, gerçekleşmemiş ihtimallerini ve seçmediği yolları arıyordur. İnsan belli bir yaşa geldiğinde ister istemez kendi hayatına dönüp bakar ve şu soruyu sorar: "Acaba başka bir hayat yaşayabilir miydim?"

Orwell bu sorunun peşine düşer ve okurunu da bu soruyla baş başa bırakır. Romanı okurken dikkatimi çeken noktalardan biri de Orwell'ın George Bowling'e yaklaşımı oldu. Yazar ne onu yüceltir ne de küçümser. Bazen onunla hafifçe alay eder, bazen de ona karşı bir merhamet hisseder. Çünkü George bir kahraman değildir. Sıradan bir insandır. Orwell burada olağanüstü bir karakter yaratmaz; çoğumuzun içinde bulunabilecek bir sesi konuşturur.

George Bowling'in yaşadığı sıkıntıları anlamak mümkündür. Ancak onu anlamak, her konuda haklı olduğunu kabul etmek anlamına gelmez. Roman boyunca George'un mutsuzluğunu görürüz; fakat bu mutsuzluğun sorumluluğunu zaman zaman başkalarına yüklediğini de fark ederiz. İşte Orwell'ın en güçlü sorularından biri burada ortaya çıkar: İnsanın mutsuz olması ile mutsuzluğunun sorumluluğunu başkalarına yüklemesi aynı şey midir? Bence romanın en etkileyici yönlerinden biri budur.

George Orwell'ın kendi hayatını düşündüğümüzde bu soru daha da anlam kazanır. Orwell rahat ve güvenli bir yaşam sürebilecekken bunu tercih etmemiştir. Yoksulluk içinde yaşamış, savaşlara katılmış, siyasi mücadelelerin içinde bulunmuştur. George Bowling ise bunun tam tersidir. Daha güvenli seçimler yapmış, daha sıradan bir hayat kurmuştur. 

Bu yüzden George Bowling bana biraz Orwell'ın kendisine sorduğu bir sorunun cevabı gibi geliyor. "Ya ben de herkes gibi yaşasaydım?"

Belki de George Bowling, Orwell'ın olmak istemediği ama anlamaya çalıştığı insandır. Romanın adına baktığımızda da aynı düşünceyle karşılaşırız. Boğulmamak İçin. Dikkat çekici olan şey, başlıkta kazanmak, yükselmek ya da başarmak gibi kavramların bulunmamasıdır. Burada yalnızca boğulmamak vardır. Orwell büyük başarıların değil, insanın ruhunu koruma mücadelesinin peşindedir.

Roman boyunca okura açıkça söylenmeyen ama satır aralarında hissedilen bazı gerçekler vardır: Hayat düşündüğümüz kadar uzun değildir. Geçmiş geri gelmeyecektir. Başkalarını suçlamak insanı kurtarmayacaktır. Buna rağmen gerçeklerle yüzleşmek, hayallere sığınmaktan daha değerlidir.

Bu nedenle Boğulmamak İçin, yalnızca geçmişe özlem duyan bir adamın hikâyesi değildir. Aynı zamanda insanın kendi hayatına karşı dürüst olup olamayacağını sorgulayan bir romandır.

Romanı okurken George Bowling'in anlattığı hikâyeyi anlamak gerekir. Ancak bunun kadar önemli olan başka bir şey daha vardır: Onun anlatmadığı şeyleri de görmeye çalışmak. 

Mehmet Rauf'un Genç Kız Kalbi Romanı Üzerine Düşünceler

Genç Kız Kalbi romanının başkahramanı Pervin, döneminin ölçülerine göre son derece iyi eğitim almış bir genç kadındır. İki yabancı dil bilm...