11 Haziran 2026 Perşembe

Yazmanın Bedeli

Bir internet sitesinde yazıyordum. Bu internet sitesinde yazabilmek için her ay bir aidat ödeniyordu. Yanlış hatırlamıyorsam ben de istenen aidatı yaklaşık üç yıl boyunca ödedim. Ama bunu yazılarım yayımlansın diye büyük bir istekle ya da özel bir beklentiyle yapmış değildim. Daha çok iyi niyetle yapılmış bir şeydir. Sitenin devamına katkımız olsun, bir faydamız dokunsun diye düşünüyordum.

Aslında bütünüyle saçma bir durum da sayılmaz. Bir insan bir kitap yazar, yayınevleri basmak istemez, o da kendi imkânlarıyla kitabını bastırır. Buna kimse karışamaz. İnsan emeğinin görünmesini isteyebilir. Fakat günlük yazıların yayımlandığı bir internet sitesinde düzenli olarak para ödenmesi ne kadar doğrudur, bundan emin değilim. Belki dayanışma adına anlamlı bulunabilir.

Sonra işin başka bir tarafını gördüm. İnsan her zaman para ödeyebilecek durumda olamayabiliyor. Türkiye'nin ekonomik şartları bellidir. Benim iki çocuğum var ve onları okutmakla yükümlüyüm. Öncelikle sorumluluğum onlara karşıdır.

Bir süre sonra bu ödemeyi sürdüremeyeceğimi söyledim. Ardından da yazarlar listesinden çıkarıldığımı gördüm.

Doğrusu ben yazıyorum diye dünyanın değişeceğini düşünen biri değilim. Benim gibi yazan pek çok insan var. Hatta bugün çok büyük kabul edilen yazarların bazıları hiç yaşamamış olsaydı bile dünya dönmeye devam edecekti. Benim yazmam ya da yazmamam da dünyayı değiştirmiyor olabilir. Yazmak benim için önemlidir, hepsi bu.

Üstelik artık internet çağında yaşıyoruz. Düşüncelerimizi paylaşabileceğimiz, yazılarımızı yayımlayabileceğimiz pek çok mecra var. Bu yüzden yaşadığım bu olayı hayatımın merkezine koymuyorum. Sadece yaşanmış bir tecrübedir ve anlatmak istedim.

***

Bir şeyi daha belirtmek isterim. Yazılarımı okuyan, takip eden ya da beğenen insanlar olabilir. Bundan memnuniyet duyarım. Ancak bu durum, onların beklentilerine göre düşünmek veya sürekli aynı fikirleri savunmak zorunda olduğum anlamına gelmez. Düşüncenin tabiatı buna zaten izin vermez. İnsan, başkalarının hoşuna gitsin diye değil, doğru bildiğini söylemek için yazar.

Hoşuna gitmeyen her düşüncede karşısındakini hizaya çekmeye çalışan, onu uyarmaya kalkışan bir anlayışı da doğru bulmuyorum. Ben artık yönlendirilmesi gereken bir çocuk yaşında değilim. Herkes kendi fikrini söyleyebilir; fakat hiç kimsenin başkalarının düşünceleri üzerinde vesayet kurmaya hakkı yoktur.

Aslında insanlar haddini bilerek yaşasalar birçok mesele kendiliğinden çözülecek. Sorun çoğu zaman fikir ayrılığında değil, sınırlarını unutup başkalarının alanına müdahale etmeye çalışan hadsizlikte ortaya çıkıyor.

Ahmed Gazâlî'nin Mâzursun Şiiri Üzerine

Senin gönlün dâima meshûr ve müsahhardır, mâzursun Gamın ne olduğunu aslâ bilmedin, mâzursun Ben sensiz bin gece kan yuttum Sen bir gece se...