Mihail Bulgakov’un Beyaz Muhafız Romanı: Tarih, İnsan
Psikolojisi ve Ahlaki Sorumluluk
Mihail
Bulgakov (1891-1940), yirminci yüzyıl Rus edebiyatının kendine özgü
yazarlarından biridir. Romanlarında, öykülerinde ve tiyatro eserlerinde
yaşadığı dönemin siyasi ve toplumsal koşullarını anlatmakla kalmamış; insanın
korkularını, zaaflarını, çıkarlarını, inançlarını ve vicdanıyla yaşadığı
çatışmaları da ele almıştır. Onun eserlerinde trajedi ile mizah arasında dikkat
çekici bir ilişki vardır. Kimi zaman son derece gülünç görünen bir olay, insan
hayatına ilişkin ciddi bir sorunun ortaya çıkmasını sağlar. Kimi zaman da
tarihte yaşanmış bir felaket, sıradan insanların evlerinde, konuşmalarında ve
gündelik alışkanlıklarında hissedilir.
Bulgakov'un
eserlerini değerlendirirken onu Sovyet yönetimiyle çatışan bir yazar olarak
tanımlamak yeterli değildir. Yaşadığı dönemin baskıları, sansür uygulamaları ve
ideolojik beklentileri kuşkusuz onun edebiyatını derinden etkilemiştir. Ancak
eserlerinin günümüzde de okunmasının nedeni bu tarihsel koşullarla sınırlı
değildir. Bulgakov belirli bir dönemin insanlarını anlatırken farklı
toplumlarda ve zamanlarda da karşılaşılabilecek davranış biçimlerini
gözlemlemiştir. Makam sahibi olma isteği, korku karşısında suskunluk,
bilgisizliğin kendinden emin tavrı, başkalarının hayatına müdahale etme arzusu
ve insanın kendi kusurlarını görmemesi, onun eserlerinde tekrar tekrar
karşımıza çıkar.
Bir Hekimden Yazara: Bulgakov'un Hayatı
Mihail
Afanasyeviç Bulgakov 15 Mayıs 1891'de Kiev'de dünyaya gelir. Babası Kiev
İlahiyat Akademisinde öğretim üyesidir. Eğitimli ve kültürel açıdan canlı bir
aile ortamında yetişen Bulgakov, gençlik yıllarında edebiyat ve tiyatroyla
ilgilense de meslek olarak tıbbı seçer. Kiev Üniversitesinde tıp eğitimi alır
ve 1916 yılında mezun olur.
Hekimlik
yılları, onun insanları tanımasında önemli bir rol oynar. Özellikle kırsal
bölgelerde görev yaparken karşılaştığı hastalıklar, yoksulluk, bilgisizlik ve
insanların çaresizlik karşısındaki davranışları, daha sonra kaleme aldığı Genç
Bir Doktorun Anıları adlı öykülerinde edebî karşılığını bulur.
Bu
öykülerde Bulgakov'un, genç bir doktorun deneyimlerini anlatırken insan
psikolojisine ne kadar dikkat ettiği görülür. Doktorun mesleki bilgisi ile
yaşadığı korku arasında sürekli bir gerilim vardır. Kendisine başvuran
insanların hayatından sorumludur ancak henüz yeterince deneyimli değildir. Hata
yapmaktan korkmasına rağmen karar vermek zorundadır. Hastasının hayatını
kurtarmak için harekete geçmesi gerektiğinde, kendi yetersizlikleriyle
yüzleşmekten kaçınamaz.
Bulgakov'un
ilerleyen yıllarda yazdığı eserlerde de benzer bir mesele karşımıza çıkmaktadır:
İnsan sorumluluk üstlenmesi gereken bir anda nasıl davranmalıdır? Bildiği
doğruyu uygulamayı mı seçmelidir, yoksa korkularının kararlarını etkilemesine izin
mi vermelidir? Bu sorular onun edebiyatında mesleki sorumluluğun ötesine
geçerek insanın ahlaki davranışlarını değerlendirdiği daha kapsamlı bir
düşünceye dönüşür.
Rusya'daki
devrimler ve iç savaş Bulgakov'un yaşamında belirleyici olur. Bir süre farklı
bölgelerde hekimlik yaptıktan sonra edebiyata yönelir. 1921'de Moskova'ya
yerleşir. Gazetelerde yazılar yayımlar, öyküler ve tiyatro eserleri kaleme
alır. Ancak Sovyet kültür hayatında giderek sertleşen ideolojik denetim, onun
eserlerini yayımlatmasını ve sahneletmesini zorlaştırır.
Bulgakov'un
eserleri kimi zaman büyük ilgi görür, kimi zaman da ağır eleştirilere ve
yasaklamalara uğrar. Özellikle 1920'lerin sonlarına doğru yaşadığı mesleki
çıkmaz derinleşir. 1930 yılında Sovyet yönetimine yazdığı mektupta çalışma
koşullarını ve içinde bulunduğu çaresizliği anlatır. Stalin'in kendisini
telefonla aramasından sonra Moskova Sanat Tiyatrosunda çalışmaya başlar. Fakat
bu gelişme de üzerindeki baskıların bütünüyle sona erdiği anlamına gelmiyordur.
Bulgakov
yaşamının son yıllarında da yazmayı sürdürür. En önemli eserlerinden biri olan
Usta ile Margarita üzerinde ölümüne kadar çalışır. 10 Mart 1940'ta Moskova'da
hayatını kaybeder. Romanı ise ancak yıllar sonra 1966-1967'de sansürlenmiş
biçimiyle yayımlanır. Yazarın ölümünden sonra okurlara ulaşabilen bu eser, onun
edebiyat anlayışının ve yaşadığı dönemle kurduğu eleştirel ilişkinin önemli
örneklerinden biri olarak kabul edilir.
Mihail Bulgakov’un Beyaz Muhafız Romanını Yazma
Nedenleri ve Tarihsel Arka Planı
Mihail
Bulgakov'un Beyaz Muhafız romanını kaleme almasında, Rusya'da 1917 Devrimi'yle
başlayan ve iç savaş yıllarında derinleşen toplumsal çözülmeye ilişkin kişisel
tanıklığı önemli bir yer tutar. Bulgakov çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği
Kiev'in birkaç yıl içerisinde uğradığı siyasi değişimleri, insanların
alıştıkları hayatı sürdürmekte yaşadıkları güçlükleri ve köklü kurumların kısa
sürede nasıl işlevsiz hâle gelebildiğini görmüştür. Devrim öncesinde belirli
bir eğitim anlayışı, aile terbiyesi ve kültürel gelenek içinde yetişen
insanların, kendilerini bir anda geçmişte benimsedikleri değerlerin
sorgulandığı bir toplumda bulmaları, yazarın üzerinde durduğu başlıca
meselelerden biridir. Ancak Bulgakov'u roman yazmaya yönelten neden, kaybolan
bir döneme duyduğu özlemden ibaret değildir. Onun asıl edebî meselesi, insanın
hayatını anlamlandırırken dayandığı düşüncelerin siyasi koşullar değiştiğinde
ne ölçüde geçerliliğini koruyabildiğidir.
Birinci
Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle Alman askerî desteğini kaybeden Hetman Pavel
Skoropadski yönetimi dağılma sürecine girerken, Simon Petlyura'nın önde gelen
isimlerinden biri olduğu Ukrayna Direktoryası kuvvetleri Kiev'e ilerlemektedir.
Rus İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından ortaya çıkan bağımsızlık
mücadeleleri, Bolşeviklerin Rusya'da iktidarı ele geçirmesi ve farklı siyasi
güçlerin Ukrayna üzerinde hâkimiyet kurma girişimleri, şehirdeki hayatı sürekli
değişen koşullara bağımlı hâle getirmiştir. Bulgakov bu olaylara tanıklık
ederken gelişmelerin nasıl sonuçlanacağını bilmemektedir. Romanını yıllar sonra
yazdığında ise tarihin sonraki gelişmelerini öğrenmiş bir insanın bilgisiyle,
olayların içinde bulunan insanların yaşadığı belirsizliği edebî anlatıda buluşturur.
Bulgakov'un
romanında eski Rus subaylarına ve aydın ailelerine geniş yer vermesi, eserin
yazıldığı dönemin siyasi koşulları düşünüldüğünde ayrıca önem kazanır. Sovyet
yönetiminin kurulmasından sonra devrim ve iç savaş, resmî anlatılarda büyük
ölçüde yeni düzenin doğuşunu açıklayan olaylar olarak yorumlanmaktadır.
Bulgakov ise siyasi mücadeleyi kaybeden veya eski toplumla bağlarını sürdüren
insanların yaşadıklarını edebiyatın konusu yapar. Onların ailelerine duydukları
sevgiyi, mesleklerine ilişkin sorumluluklarını, korkularını ve geleceğe dair
beklentilerini anlatırken siyasi yenilginin insan hayatındaki anlamını
araştırır. Bununla birlikte yazarın bu çevrelere duyduğu yakınlık, onların
düşüncelerini ve davranışlarını bütünüyle onayladığı şeklinde yorumlanamaz.
Roman boyunca görevini terk eden yöneticilerin, tehlikeye başkalarını atan
askerî yetkililerin ve kendi güvenliğini korumak için ailesinden uzaklaşan
insanların davranışları eleştirilir. Bulgakov ait olduğu kültürel çevrenin
uğradığı kayıpları anlatırken o çevrenin kendi içindeki zaafları da görmezden
gelmez.
Beyaz
Muhafız'ın Bulgakov'un hayatıyla ilişkisi, romanda aileye verdiği önem
üzerinden de anlaşılabilir. Yazarın Kiev'deki çocukluk evi, kalabalık ailesi,
yetişme ortamı ve geçmişe ilişkin hatıraları, Turbinlerin yaşadığı hayatın
oluşturulmasında etkili olmuştur. Ancak romandaki ev aile bireylerini
dışarıdaki tehlikelerden koruyan bir sığınak olmanın ötesinde anlam taşır.
Turbinlerin annelerini kaybetmiş olmaları, siyasi çatışmalar hayatlarını
bütünüyle değiştirmeden önce aile düzeninde önemli bir eksiklik yaratmıştır.
Bulgakov'un
eserinde dikkat çeken bir başka özellik, tarihsel gerçekliğin dinsel
çağrışımlar, rüyalar ve ölüm düşüncesiyle genişletilmesidir. Romanın
başlangıcından itibaren 1918 yılı insanların varoluşlarını sorguladıkları bir
dönemin anlamını kazanır. Savaşın ve siyasi değişimlerin yarattığı korku,
karakterlerin geleceklerine ilişkin kaygılarının ötesine uzanır; ölümün
kaçınılmazlığı, insanın yaptıklarının değeri ve dünyevi iktidarların geçiciliği
gibi sorular anlatıda giderek ağırlık kazanır. Bu nedenle Bulgakov'un Beyaz
Muhafız'ı yazma nedenini salt siyasi olaylara duyduğu tepkiyle açıklamak eksik
kalacaktır. Yazar kendi yaşadığı dönemin felaketlerini anlatırken insanın tarih
karşısındaki konumunu da sorgular. Yıllarca güçlü ve değişmez görünen hayatın kısa
sürede yok olması, insanların kendilerine biçtikleri rollerin ne kadar kırılgan
olduğunu düşündürürken savaşın ortasında gösterilen merhametin değerini de
belirginleştirir.
Bununla
birlikte Bulgakov'un anlattığı Kiev'in, şehrin bütün toplumsal ve ulusal
kesimlerinin deneyimlerini eşit biçimde yansıttığı söylenemez. Romanın olayları
ağırlıklı olarak Rus kültürel kimliğine bağlı bir çevrenin bakış açısından
aktarılır. Bu çevrenin Ukrayna'nın bağımsızlık hareketine yaklaşımı, kendi
tarihsel beklentilerinden ve siyasi aidiyetlerinden etkilenmektedir.
Dolayısıyla Turbinlerin yaşadığı kayıpları anlamak, onların Ukrayna'nın
geleceğine ilişkin görüşlerini tartışmasız kabul etmeyi gerektirmez.
Bulgakov'un kişisel tanıklığı esere güçlü bir gerçeklik duygusu kazandırırken,
bu tanıklığın belirli bir toplumsal çevreyle sınırlı olması romanın eleştirel
biçimde okunmasını gerekli kılar.
Bulgakov'un
hatıraları, Kiev'de tanıklık ettiği iç savaş ve devrim sonrasında eski Rus
toplumunun geçirdiği değişimler, romanın ortaya çıkışında etkili olmuş; fakat
bu deneyimler edebiyatın imkânlarıyla daha kapsamlı sorulara dönüşmüştür.
Yazarın ilgisi tarihin yönünü belirleyemeyen insanların kendi hayatları
üzerinde ne kadar söz sahibi olabildikleri, bağlı oldukları değerleri hangi
koşullarda koruyabildikleri ve siyasi felaketlerin insan ilişkilerinde nasıl
izler bıraktığı üzerinde yoğunlaşır. Beyaz Muhafız bu yönüyle Bulgakov'un
yaşadığı döneme ilişkin tanıklığını aktardığı kadar, geçmişini kaybeden insanın
değişen dünyayı anlamlandırma çabasını da anlatır.
Beyaz Muhafız: Karakterlerin Psikolojisi, Siyasi
Eleştiriler ve Romanın Felsefi Boyutu
Beyaz
Muhafız romanında Bulgakov'un karakterleri, yaşadıkları siyasi felaketin etkisi
altında farklı davranışlar gösteren, geçmişleri ve kişisel eğilimleri nedeniyle
olayları farklı biçimlerde değerlendiren insanlardır. Turbin ailesinin yaşadığı
kayıplar, aile bireylerinin birbirlerine duydukları bağlılık ve geleceğe
ilişkin kaygıları, romanın psikolojik yapısını belirlerken savaş sırasında
alınan kararlar da karakterlerin kişiliklerini anlamak bakımından önem kazanır.
Bulgakov insanların düşünceleriyle davranışları arasındaki farklılıkları
özellikle tehlike anlarında belirginleştirir. Barış döneminde benimsenen ahlaki
ilkelerin savaş koşullarında ne ölçüde korunabildiği, görev duygusunun hangi
noktada insan hayatını tehlikeye atan bir bağlılığa dönüşebildiği ve kişinin
kendi güvenliğini sağlama isteğinin başkalarına karşı sorumluluklarıyla nasıl
çatıştığı, roman boyunca çeşitli olaylar aracılığıyla incelenir. Bu nedenle
karakterlerin psikolojik çözümlemesi, onların kişisel özellikleri kadar
yaşadıkları tarihsel koşulların da dikkate alınmasını gerektirir.
Aleksey
Turbin doktorluk mesleği ve askerî geçmişi nedeniyle hem insan hayatını
korumakla hem de askerî görevlerini yerine getirmekle ilişkili sorumluluklar
taşır. Ancak Kiev'deki siyasi düzenin dağılması, onun alıştığı görev anlayışını
ciddi biçimde sarsar. Askerî kurumların varlığına ve verilen emirlerin belirli
bir düzen içinde uygulanacağına ilişkin beklentileri, yöneticilerin şehri terk
etmesi ve savunma hazırlıklarının dağılmasıyla geçerliliğini kaybetmeye başlar.
Onun asıl sorunu, kendisine öğretilen askerî değerlerle içinde bulunduğu
koşullar arasında giderek büyüyen uyumsuzluktur. Bir subayın görevini yerine
getirmesi gerektiğine inanmak ile artık sürdürülebilir bir savunma imkânı
bulunmadığını kabul etmek kolay değildir. Aleksey'in tehlike karşısında
yaşadığı korku, yaralanması ve ölümle yüzleşmesi, onun askerî kimliğinin
dışında da değerlendirilmesini sağlar. Bulgakov bu karakter aracılığıyla
savaşın kesintisiz bir cesaret gösterisinden oluşmadığını, insanın bedensel güçsüzlüğü
ve hayatta kalma isteğiyle de ilgili olduğunu hissettirir.
Aleksey'in
yaralandıktan sonra Yuliya Reiss tarafından korunması da romanda insan
ilişkilerinin siyasi çatışmalardan bağımsız bir anlam kazanabildiği olaylardan
biridir. Yuliya'nın tehlike altındaki bir insana yardım etmesi, savaş sırasında
başkasının hayatından sorumlu olmayı seçmenin önemini gösterir. Aleksey
açısından ise bu karşılaşma daha önce alıştığı koruyucu ve sorumluluk sahibi
erkek rolünün değişmesi anlamına gelir. Başkalarının hayatını korumaya alışmış
bir doktor ve subay, bu kez kendi yaşamını sürdürebilmek için başka bir insanın
yardımına ihtiyaç duyar. Aleksey'in Yuliya'ya duyduğu ilgi hayatını kurtaran
bir kadına yönelik minnettarlıkla bütünüyle açıklanamayacak bir nitelik
taşırken savaşın yarattığı belirsizlik bu ilişkinin geleceğini de etkiler.
Bulgakov Aleksey'in yaşadıkları aracılığıyla insanın kendisini güçlü ve
bağımsız görme eğiliminin tehlike karşısında nasıl değişebildiğini anlatır.
Elena
Turbin'in psikolojisi ise aile içindeki sorumlulukları, evliliğinde yaşadığı
hayal kırıklığı ve kardeşlerine duyduğu sevgi üzerinden değerlendirilmelidir.
Kocası Sergey Talberg'in Kiev'den ayrılması, Elena açısından siyasi olayların
aile hayatına doğrudan müdahale ettiği bir gelişmedir. Talberg kendi geleceğini
güvence altına almaya çalışırken karısını tehlikeli koşullar altında geride
bırakır. Elena'nın yaşadığı kırgınlık kocasının şehirden ayrılmasından duyduğu
üzüntüden daha derindir; çünkü evlilik ilişkisinde beklediği bağlılığın
karşılığını bulamamıştır. Talberg'in davranışları Elena'nın evliliğine ilişkin
düşüncelerini yeniden değerlendirmesine neden olurken kardeşlerinin güvenliği
konusunda taşıdığı kaygılar da giderek artar. Bu nedenle Elena'yı sürekli
başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan, kendi duygularını önemsemeyen bir kadın
olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Onun davranışlarında aile sevgisi kadar
terk edilmenin yarattığı incinmişlik, geleceğe ilişkin korku ve kaybettiği
güven duygusunu yeniden kazanma isteği de bulunmaktadır.
Elena'nın
ağır hastalanan Aleksey için Meryem Ana ikonası önünde dua etmesi, karakterin
psikolojik ve dinî dünyasını anlamak açısından özellikle önemlidir. Kardeşinin
hayatından endişe duyan Elena, onun iyileşmesini sağlamak için kendi
imkânlarıyla yapabileceği bir müdahale bulunmadığı sırada Tanrı'ya yönelir.
Duasının ardında annelerinin ölümünden sonra daha da önem kazanan aile
bağlarından birini kaybetme korkusu vardır. Kocasının gidişiyle evliliğine
duyduğu güven sarsılmışken şimdi de kardeşinin ölüm ihtimaliyle yüzleşmektedir.
Nikolka
Turbin'in yaşadıkları ise genç bir insanın savaş ve askerlik hakkındaki
düşüncelerinin gerçek olaylarla sınanmasını anlatır. Henüz on yedi yaşını biraz
geçmiş olan Nikolka, askerî cesarete ve subayların taşıdığı sorumluluğa büyük
önem verir. Ancak Kiev'in savunması sırasında karşılaştıkları askerî otoriteye
ilişkin beklentilerini değiştirir. Özellikle Albay Nay-Turs'un davranışları,
Nikolka'nın savaş hakkındaki düşüncelerini etkiler. Nay-Turs, savunmanın
sürdürülemeyeceğini gördüğünde emrindeki genç askerlerin gereksiz yere ölmesini
önlemeye çalışır ve onlara askerî işaretlerini çıkararak kaçmalarını emreder.
Kendi hayatını tehlikeye atarken askerlerinin yaşamasını istemesi, onun
komutanlık anlayışını belirleyen önemli bir davranıştır. Cesaret her koşulda
savaşmaya devam etmekten ibaret değildir. Nikolka hayranlık duyduğu komutanın
ölümünü kabullenmekte zorlanırken savaşın ardından geride kalan insanlara karşı
da sorumluluk hissetmeye başlar. Böylece askerlik hakkındaki düşünceleri, savaş
meydanındaki kahramanlıktan ölümün ardından yerine getirilmesi gereken insani
görevlere doğru genişler.
Nay-Turs'un
kişiliği Bulgakov'un askerî otoriteye yaklaşımını değerlendirmek bakımından
ayrıca önemlidir. Romanın diğer askerî yöneticileri arasında sorumluluklarını
yerine getirmeyen, tehlikenin büyüklüğünü görmezden gelen veya kendi
güvenliklerini önceleyen kişiler bulunurken Nay-Turs, emrindeki askerlerin
hayatını korumayı görev kabul eder. Onun davranışı askerî disiplinin mutlak
itaatle aynı anlama gelmediğini düşündürür. Bir komutanın sorumluluğu,
kendisine verilen emri uygulamak kadar o emrin sonuçlarını ve emrindeki
insanların karşılaşacağı tehlikeleri değerlendirmeyi de gerektirir. Nay-Turs'un
ölümünün romanda güçlü bir etki yaratmasının nedeni, savaşta hayatını kaybeden
bir subay olmasıyla sınırlı değildir. O, askerî düzenin dağıldığı bir sırada
görevini terk etmemiş, kendi güvenliğini askerlerinin hayatından üstün
tutmamıştır. Bulgakov bu karakter aracılığıyla savaş koşullarında insan
hayatına verilen değerin resmî rütbelerden ve siyasi bağlılıklardan daha
belirleyici olabileceğini anlatır.
Viktor
Mışlayevski'nin yaşadıkları ise askerlerin siyasi ve askerî yöneticilere
duyduğu güvenin nasıl sarsıldığını gösterir. Ağır kış koşullarında görev yapan
Mışlayevski, karşılaştığı düzensizlik ve ihmaller nedeniyle öfkelidir. Onun
tepkileri savaşın tehlikelerini kabul etmek istemeyen bir askerin yakınmaları
olarak görülemez. Mışlayevski askerlerden fedakârlık bekleyen yöneticilerin
aynı sorumluluğu üstlenmediklerini görmüştür. Bu nedenle öfkesi, görevi veren
insanların davranışlarına yönelir. Konuşmalarında hissedilen sertlik de savaşın
yarattığı fiziksel yorgunlukla birlikte siyasi otoriteye duyduğu hayal
kırıklığından kaynaklanır. Bulgakov onun aracılığıyla cephede bulunan
askerlerle karar verme yetkisini elinde tutan yöneticilerin yaşadıkları
arasındaki farklılığı görünür kılar.
Sergey
Talberg ise siyasi belirsizlik karşısında kişisel çıkarlarını korumayı
önceleyen bir karakter olarak dikkat çeker. Talberg'in Kiev'den kaçışı, onun
siyasi koşulları değerlendirebildiğini ve yaklaşan tehlikeyi fark ettiğini
gösterir. Ancak bu öngörü başkalarına karşı sorumluluklarını yerine
getirmesiyle sonuçlanmaz. Aksine Talberg, kendi güvenliğini sağlayacak
imkânları kullanırken Elena'yı geride bırakır. Burada Talberg'in davranışını
basitçe korkaklıkla açıklamak yeterli değildir. Çünkü tehlikeli bir şehirden
gitmek, kendi başına ahlaki bir kusur sayılamaz. Talberg'i eleştiriye açık hâle
getiren, ayrılma kararından çok bu kararın evliliğine ve çevresindeki insanlara
yüklediği sonuçları üstlenmemesidir. Onun siyasi gelişmelere uyum sağlama
becerisi de kişisel ilişkilerinde güvenilir biri olduğu anlamına gelmez.
Bulgakov'un Talberg aracılığıyla sorguladığı meselelerden biri de insanın
toplumsal konumunu ve geleceğini koruma isteğinin kişisel bağlılıklarının önüne
geçebilmesidir.
Romanın
diğer karakterleri de Kiev'deki siyasi çözülmenin toplumda yarattığı farklı
tepkileri anlamamıza yardımcı olur. Şervinski'nin gösterişli konuşmaları ve
kendisini önemli bir konumda sunma eğilimi, askerî çevrelerdeki itibar
arayışını düşündürür. Lariosik'in Turbinlerin evine gelişi ise savaş ve kişisel
sorunlar nedeniyle güvenli bir aile ortamına ihtiyaç duyan insanların durumunu
anlatır. Evin sahibi Vasili Lisoviç'in parasını ve eşyalarını korumaya yönelik
kaygıları, siyasi karışıklık dönemlerinde maddi güvenliğin insanlar için nasıl önemli
hâle gelebildiğini gösterir. Bulgakov'un bu kişileri zaman zaman mizahi bir
anlatımla ele alması, romanın savaşın yarattığı korkuyla sınırlı kalmasını
önler. Ancak mizahi sahnelerde de toplumsal güvensizliğin etkileri hissedilir.
İnsanların kendilerini önemli göstermeye çalışmaları, sahip olduklarını
kaybetmekten korkmaları veya başka bir aileye sığınmak istemeleri yaşananlara verilen
farklı tepkilerdir.
Bulgakov'un
karakterler üzerinden geliştirdiği değerlendirmeler, romanın siyasi
eleştirileriyle doğrudan ilişkilidir. Beyaz Muhafız'da en belirgin
eleştirilerden biri, siyasi ve askerî yöneticilerin aldıkları kararların
sonuçlarını üstlenmemelerine yöneliktir. Kiev'in savunulacağına ilişkin
beklentiler sürerken yönetimin dağılması, bazı yetkililerin şehirden ayrılması
ve askerlerin yeterli bilgiye sahip olmadan tehlikeye atılması, siyasi
otoritenin güvenilirliğini sorgulatır. Devleti ve askerî düzeni temsil eden kişilerin
sorumluluklarını terk etmesi, bu kurumlara bağlı insanların yaşadığı hayal
kırıklığını derinleştirir. Bulgakov'un eleştirisi, belirli kişilerin
davranışlarından hareketle siyasi iktidarın ahlaki sorumluluğuna uzanır. Bir
yönetimin gücü, emrindeki insanlardan itaat beklemesine dayanabilir; ancak o
insanların güvenliğini önemsemediğinde sahip olduğu otoritenin meşruiyeti de
tartışmalı hâle gelir.
Romanın
siyasi yapısını değerlendirirken Beyaz hareketin ve Ukrayna'daki bağımsızlık
mücadelesinin tarihsel özelliklerini birbirinden ayırmak gerekir. Rus İç Savaşı
sırasında Bolşeviklere karşı mücadele eden Beyaz hareket, farklı siyasi
eğilimleri ve askerî örgütlenmeleri kapsamaktadır. Bulgakov'un 1918 Kiev'inde
anlattığı subay çevreleri ise Hetman Skoropadski yönetiminin son günlerinde,
Alman askerî desteğinin ortadan kalktığı ve Ukrayna Direktoryası kuvvetlerinin
ilerlediği koşullarda hareket etmektedir. Bu nedenle romandaki askerlerin
mücadelesini doğrudan Bolşeviklerle yapılan bir savaş olarak değerlendirmek
tarihsel bakımdan doğru değildir. Kiev'deki çatışmalar, Rus İmparatorluğu'nun
dağılmasının ardından ortaya çıkan ulusal ve siyasi anlaşmazlıklarla
bağlantılıdır. Turbinlerin bağlı olduğu Rus kültürel kimliği, onların
Ukrayna'nın bağımsızlık hareketine yaklaşımını etkilerken Bulgakov'un
anlatısında da bu çevrenin düşünceleri belirgin bir ağırlık taşır.
Bulgakov'un
Ukrayna'nın bağımsızlık hareketine yaklaşımı, romanın eleştirel okunmasını
gerektiren konulardan biridir. Turbinlerin yaşadığı siyasi kaygılar, Rus
İmparatorluğu'nun dağılmasını kendi hayat düzenleri açısından bir kayıp olarak
değerlendirmeleriyle ilişkilidir. Ancak Ukrayna'nın bağımsızlığını savunan
insanlar için aynı tarihsel süreç, siyasi egemenliklerini kazanma mücadelesi
anlamına gelmektedir. Romanın Ukraynalı karakterleri ve Ukrayna dilini ele
alışında zaman zaman küçümseyici bir yaklaşımın hissedilmesi, Bulgakov'un
yetiştiği Rus kültürel çevrenin siyasi düşüncelerinden bağımsız değildir. Bu
nedenle yazarın Turbinlere duyduğu yakınlığı, Kiev'deki bütün insanların aynı beklentilere
sahip oldukları şeklinde yorumlamak mümkün değildir. Bulgakov'un anlatısı iç
savaş sırasında belirli bir toplumsal kesimin yaşadıklarını anlamak bakımından
değerli olmakla birlikte Ukrayna'nın bağımsızlık mücadelesinin bütün yönlerini
açıklayan tarafsız bir tarihsel belge olarak kabul edilemez.
Romanın
siyasi eleştirileri kadar önemli olan bir başka özelliği, savaşın ve ölümün
dinsel düşüncelerle ilişkilendirilmesidir. Bulgakov tarihsel olayları
anlatırken Hristiyanlık geleneğinden gelen imgelerden, rüyalardan ve kutsal
metinlere yapılan göndermelerden yararlanır. Bu anlatım biçimi, karakterlerin
yaşadıkları felaketi gündelik siyasi mücadelelerin ötesinde değerlendirmeye
imkân verir. Özellikle ölümün ardından insanın ne olacağı, dünyada sahip olunan
makamların ve siyasi ayrımların ölüm karşısında nasıl bir anlam taşıdığı,
romanın dinî ve felsefi soruları arasında yer alır.
Aleksey'in
gördüğü rüyalardan birinde, ölümden sonraki hayatla ilgili imgelerin askerî ve
siyasi ayrımları aşan bir anlam taşıması dikkat çekicidir. Rüyada beliren ilahi
adalet düşüncesi, insanların dünyada birbirlerine yönelttikleri düşmanlıkların
ölümden sonra da aynı biçimde geçerli olup olmayacağı sorusunu gündeme getirir.
Özellikle savaşta farklı taraflarda bulunan insanların Tanrı katındaki durumuna
ilişkin anlatım, siyasi mücadelelerin insanın nihai değerini belirleyip
belirleyemeyeceğini sorgulatır. Yaşarken birbirlerini düşman kabul eden
insanların ölüm karşısında aynı kaderi paylaşmaları, savaş sırasında savunulan
siyasi düşüncelerin mutlak bir ahlaki üstünlük sağlamadığını düşündürür.
Elena'nın
duası da romanın dinî boyutunda önemli bir yere sahiptir. Aleksey'in hastalığı
karşısında duyduğu korku, Elena'yı kendi gücünün sınırlarını kabul etmeye
zorlar. Kardeşini kurtarmak istemesine rağmen onun iyileşmesini sağlayabilecek
durumda değildir. Bu nedenle Tanrı'ya yönelmesi, sevdiği insanın hayatını
koruma isteğinin inanç aracılığıyla ifade edilmesidir. Duanın ardından
Aleksey'in iyileşmesi romanın dinsel anlatımında anlamlı bir ilişki oluşturur.
Ancak bu ilişkiyi değerlendirirken edebî anlatının kendi yapısını dikkate almak
gerekir
Kiev'de
yönetimler değişmekte, askerî birlikler dağılmakta ve insanlar geleceklerini kurtarmaya
çalışmaktadır. Ancak bütün bu gelişmeler, ölümün kaçınılmazlığı ve insan
ömrünün sınırlılığı düşünüldüğünde farklı bir anlam kazanır. Bulgakov siyasi
olayların yaşandıkları anda insanlar için ne kadar önemli olduğunu anlatırken
bu olayların zaman içinde değişen değerini de sorgular. İnsanlar hayatları
boyunca belirli düşüncelere, kurumlara ve kişilere bağlılık gösterebilirler;
fakat ölüm, sahip oldukları toplumsal konumların ve siyasi yetkilerin devamını
mümkün kılmaz. Romanın sonundaki yıldızlara yönelen anlatım da bu düşüncenin en
belirgin ifadelerinden biridir. İnsanların hayatlarını etkileyen savaşlar ve
iktidar mücadeleleri sona erecektir ve o mücadelelere katılan insanlar da bir
gün yaşamlarını tamamlayacaktır. Buna karşılık gökyüzünün sürekliliği insan
ömrünün ve tarihsel iktidarların geçiciliğini düşündürmektedir.
Beyaz Muhafız: Bulgakov'un Anlatım Tekniği, Gerçeklik
ve Kurmaca İlişkisi
Mihail
Bulgakov'un Beyaz Muhafız romanında kullandığı anlatım tekniği, eserin tarihsel
olayları ele alış biçimiyle doğrudan ilişkilidir. Yazar 1918 yılında Kiev'de
yaşanan siyasi gelişmeleri belirli bir kişinin hatıraları üzerinden aktarmak
yerine farklı toplumsal çevrelerin deneyimlerine yer veren geniş bir anlatı
kurmuştur. Romanın bazı bölümlerinde Turbin ailesinin gündelik hayatı ve
kişisel ilişkileri ayrıntılı biçimde ele alınırken başka bölümlerde şehirdeki
askerî hareketlilik, siyasi söylentiler ve yönetimin dağılması anlatılır.
Böylece okur, tarihsel olayların sonuçlarını önceden bilen bir anlatıcının
açıklamalarıyla yetinmez; olayların içinde bulunan insanların sınırlı
bilgileri, yanlış değerlendirmeleri ve birbirinden farklı beklentileriyle de
karşılaşır. Bulgakov'un bu yöntemi, Kiev'de yaşanan siyasi belirsizliği
anlatının kuruluşuna taşır. Şehirde neler olup bittiğini anlamaya çalışan
karakterlerin duydukları haberler her zaman güvenilir değildir. Kimi zaman bir
söylenti, henüz gerçekleşmemiş bir olayın kesinleştiği düşüncesini doğururken
kimi zaman gerçek bir tehlikenin büyüklüğü yeterince kavranamaz. Bu anlatım
biçimi, siyasi düzenin dağılmasının insanlar tarafından nasıl yaşandığını
anlamak bakımından önemlidir.
Romanın
anlatıcısı, olayları tek bir karakterin bilgisiyle sınırlandırmaz. Turbinlerin
evinde geçen konuşmaların ardından askerî karargâhlara, şehrin sokaklarına veya
başka insanların yaşadığı mekânlara geçilebilir. Anlatıcının bakış açısındaki
bu değişiklikler, Kiev'de yaşanan gelişmelerin farklı insanlar açısından
taşıdığı anlamları görmemizi sağlar. Ancak Bulgakov'un anlatısında bütün
karakterlere aynı yakınlık gösterildiği söylenemez. Turbin ailesinin
düşünceleri, duyguları ve geçmişleri daha ayrıntılı biçimde işlenirken siyasi
bakımdan onlardan farklı konumda bulunan kişiler kimi zaman dışarıdan
gözlemlenen davranışlarıyla veya hiciv yoluyla anlatılır. Bu nedenle romanın
anlatıcısı geniş bir gözlem alanına sahip olsa da olayların sunuluşunda belirli
bir kültürel çevrenin etkisi hissedilir. Bulgakov'un anlatım tekniğini
değerlendirirken anlatıcının bilgi bakımından sahip olduğu genişlikle
karakterlere gösterdiği yakınlığı birbirinden ayırmak gerekir.
Bulgakov'un
Kiev'i romanda çoğunlukla doğrudan adıyla değil, “Şehir” olarak anması da
anlatının dikkat çekici özelliklerinden biridir. Kiev'in coğrafi özellikleri,
sokakları, yapıları ve tarihsel koşulları romanda tanınabilecek biçimde yer
almasına rağmen şehrin bu şekilde adlandırılması ona farklı bir edebî anlam
kazandırır. Kiev Bulgakov'un geçmişine ait bir yer olmayı sürdürürken aynı
zamanda siyasi çatışmaların gündelik hayatı değiştirdiği bir yaşam alanı olarak
anlatılır. Şehrin adı yerine kullanılan bu ifade, okurun dikkatini orada
yaşayan insanların deneyimlerine yöneltir. Bununla birlikte Kiev'in tarihsel
özellikleri bütünüyle ortadan kaldırılmaz. Aksine belirli sokakların,
meydanların ve yapıların anlatılması, olayların gerçek bir şehirde yaşandığını
sürekli hatırlatır. Bulgakov'un kurduğu anlatıda Kiev, hem ayrıntılarıyla
tanınabilen tarihsel bir mekândır hem de savaş sırasında insanların alıştıkları
hayatın nasıl değiştiğini gösteren edebî bir çevredir.
Şehrin
anlatılışında mevsim koşullarının da önemli bir işlevi bulunmaktadır. Romanın
olaylarının kış aylarında geçmesi, soğuğun ve karın askerlerle sivillerin
yaşadıkları güçlükleri artırmasına neden olur. Mışlayevski'nin ağır kış
koşullarında görev yaptıktan sonra Turbinlerin evine dönmesi bu ilişkinin somut
örneklerinden biridir. Soğuk hava burada anlatıya atmosfer kazandırmak amacıyla
kullanılan bir doğa tasvirinden ibaret değildir. Şehirdeki karanlık, karla
kaplı yollar ve kışın getirdiği güçlükler, siyasi ve askerî düzensizliğin
gündelik hayattaki etkilerini daha belirgin hâle getirir. Özellikle askerlerin
dışarıda maruz kaldıkları koşullarla Turbinlerin evinde sürdürülen hayat
arasındaki farklılık, romanın mekânlara yüklediği anlamı güçlendirir.
Turbinlerin
yaşadığı ev romanın mekân düzeninde özel bir yere sahiptir. Bulgakov evin
içindeki eşyaları, odaları, ışığı ve aile hayatına ilişkin ayrıntıları
anlatırken geçmişten gelen alışkanlıkların nasıl sürdürüldüğünü gösterir. Evde
bulunan kitaplar, müzik ve aileden kalan eşyalar, Turbinlerin yetiştiği
kültürel ortamı tanımamıza yardımcı olur. Ancak bu eşyaların önemini sahip
oldukları maddi değerle açıklamak mümkün değildir. Onlar, aile bireylerinin geçmişte
yaşadıkları olaylarla ve kaybettikleri insanlarla ilişkilerini sürdürmelerini
sağlar. Özellikle annelerinin ölümünden sonra evin alışılmış düzeninin
korunması, kardeşlerin aile hayatına devam etme isteğiyle bağlantılıdır.
Dışarıdaki siyasi gelişmelerin belirsizliği arttıkça evdeki alışkanlıkların
sürdürülmesi daha fazla önem kazanır. Bununla birlikte Bulgakov, evin siyasi
olaylardan bütünüyle korunabildiği bir hayat anlatmaz. Yaralanmalar,
ayrılıklar, hastalıklar ve şehirden gelen haberler, aile bireylerinin gündelik
yaşamını sürekli etkiler.
Romanda
özellikle sobanın ve evin içindeki sıcaklığın anlatılması, aile hayatıyla
dışarıdaki savaş koşulları arasındaki farklılığı belirginleştirir. Turbinlerin
evinde sürdürülen gündelik alışkanlıklar, insanların siyasi felaketler
sırasında da yemek yemeye, konuşmaya, dinlenmeye ve birbirleriyle ilgilenmeye
ihtiyaç duyduklarını hatırlatır. Bulgakov'un bu ayrıntılara verdiği önem,
savaşın insan hayatını bütünüyle askerî olaylardan ibaret hâle getirmediğini
anlatır. Ancak evin içindeki sıcaklık, şehrin bütün insanlarının sahip olduğu
bir güvenliği temsil etmez. Turbinlerin eğitimli bir aileye mensup olmaları,
evlerinde belirli bir kültürel ve maddi düzeni sürdürebilmelerini
sağlamaktadır. Bu nedenle evin anlatımında hissedilen geçmişe bağlılık, aynı
zamanda belirli bir toplumsal çevrenin hayatına duyulan yakınlık olarak değerlendirilmelidir.
Bulgakov'un
kendi ailesinin yaşadığı Kiev'deki evden yararlanması, romanın gerçeklikle
kurmaca arasındaki ilişkisini anlamak bakımından önemlidir. Yazarın ailesiyle
geçirdiği yıllar, evin düzeni ve aile bireyleri arasındaki ilişkiler, Turbinlerin
hayatının oluşturulmasında etkili olmuştur. Ancak romanın kişisel hatıralardan
beslenmesi, anlatılan olayların bütünüyle yazarın hayatında yaşandığı anlamına
gelmez. Bulgakov gerçek kişilerden ve olaylardan hareket ederken onları edebî
anlatının gerektirdiği biçimde değiştirmiş, farklı deneyimleri karakterlerin
hayatlarında yeniden düzenlemiştir. Bu nedenle Beyaz Muhafız'ı doğrudan bir
otobiyografi olarak okumak doğru değildir. Yazarın hayatıyla roman arasındaki
benzerlikler, eserin ortaya çıkışını açıklamaya yardımcı olur; fakat
karakterlerin bütün düşüncelerini Bulgakov'un kişisel görüşleriyle
özdeşleştirmek, romanın kurmaca niteliğini göz ardı etmek olur.
Romanın
gerçeklikle ilişkisi, tarihsel olayların anlatılmasında da benzer bir özellik
taşır. Bulgakov Kiev'deki siyasi gelişmeleri gerçek tarihsel koşullara
dayandırmasına rağmen olayları bir tarihçinin yöntemleriyle açıklamaz. Askerî
hareketlerin sonuçları, yönetim değişiklikleri ve siyasi anlaşmazlıklar,
karakterlerin duydukları haberler ve yaşadıkları olaylar aracılığıyla
anlatılır. Böylece yaşananlar insanların kişisel deneyimleriyle bağlantılı
olarak anlam kazanır. Bir yönetimin devrilmesi tarihsel açıdan belirli
nedenlere dayanırken aynı gelişme bir aile için ayrılık, bir asker için
görevini kaybetme veya başka bir insan için şehirden kaçma zorunluluğu anlamına
gelebilir. Bulgakov'un kurmacadan yararlanmasının önemi, tarihsel olayların
insanların hayatlarında oluşturduğu bu farklı sonuçları inceleyebilmesidir.
Yazarın
anlatımında dikkat çeken bir başka özellik, trajik olaylarla mizahi sahneler
arasında kurduğu ilişkidir. Beyaz Muhafız'da ölüm, yaralanma ve siyasi şiddet
anlatılırken insanların gülünç davranışlarına ve abartılı konuşmalarına da yer
verilir. Özellikle Şervinski'nin kendisini önemli göstermeye yönelik tavırları,
Lariosik'in alışılmadık davranışları ve Vasili Lisoviç'in mal varlığını
korumaya ilişkin kaygıları, romanın mizahi yönünü belirginleştirir. Bulgakov bu
karakterleri anlatırken insanların kendi durumlarını değerlendirme biçimleriyle
gerçek koşullar arasındaki farklılıklardan yararlanır. Kendisini güçlü ve
itibarlı göstermeye çalışan bir insanın gerçekte siyasi olaylar üzerinde hiçbir
etkisinin bulunmaması veya sahip olduğu eşyaları korumaya çalışan bir kişinin
beklenmedik bir tehlikeyle karşılaşması, anlatıda ironik bir etki oluşturur.
Bu
mizahın önemli bir özelliği, trajik olayların ciddiyetini ortadan
kaldırmamasıdır. Bulgakov savaş sırasında da insanların gülünç davranışlar
sergileyebileceğini gösterirken onların korkularını ve yaşadıkları güçlükleri
de anlatır. Özellikle siyasi iktidarın dağılmasıyla birlikte eski toplumsal
konumlarını sürdürmeye çalışan insanların davranışları, mizahın eleştirel bir
işlev kazanmasını sağlar. İnsanların kendilerine atfettikleri önem ile
olayların gerçek gelişimi arasındaki farklılık, onların düşüncelerindeki
tutarsızlıkları görünür kılar. Bulgakov'un mizahı işte bu bakımdan kişilerin
alışkanlıklarını ve toplumsal iddialarını sorgulayan bir anlatım yöntemidir.
Bulgakov'un
rüyalara verdiği önem ise romanın gerçekçi anlatımını farklı bir düzeye taşır.
Rüyalar karakterlerin gündelik hayatta karşılaştıkları olayların etkisini
sürdürdüğü, korkuların ve beklentilerin farklı imgelerle ifade edildiği anlatı
bölümleridir. Ancak romandaki bütün rüyaları karakterlerin bilinçaltındaki
düşüncelerin doğrudan açıklaması olarak değerlendirmek doğru değildir. Bulgakov
rüyalardan yararlanırken dinsel anlatılara, ölümden sonraki hayat düşüncesine
ve tarihsel olayların insan zihninde bıraktığı etkilere de yer verir. Rüyalar
karakterlerin psikolojik durumlarını anlamamıza yardımcı olurken romanın dinî
ve felsefi sorularını da geliştiren bir anlatım özelliği kazanır.
Beyaz Muhafız'ın başlangıcında ve sonunda hissedilen kıyamet çağrışımları da romanın düşünsel yapısında önem taşır. 1918 yılının olağanüstü ve korkunç bir dönem olarak anlatılması, siyasi gelişmelerin insanlar tarafından dünyanın alışılmış düzeninin sona ermesi şeklinde yaşandığını düşündürür. Ancak Bulgakov'un kullandığı bu anlatım, tarihte gerçekten dünyanın sonunun geldiği düşüncesine dayanmaz. Yazar, insanların güven duydukları kurumların ortadan kalkmasını ve geleceğe ilişkin beklentilerinin sarsılmasını, dinsel anlatılardan gelen imgeler aracılığıyla ifade eder. Böylece siyasi düzenin dağılması, karakterlerin hayatında daha kapsamlı bir yıkım duygusuna dönüşür. Kıyamet çağrışımlarının roman boyunca sürmesi, tarihsel olayların kişisel kayıplarla ve ölüm düşüncesiyle bağlantılı biçimde değerlendirilmesini sağlar.