Şu sıralar José Saramago'nun Filin Yolculuğu adlı kitabını okuyorum. Daha kitaba başlamadan önce, çevirmen Pınar Savaş'ın önsözünde dikkatimi çeken bir bölüm oldu ve bundan söz etmeden geçemeyeceğim.
Kitabın başındaki çevirmen notunu okurken istemeden gülümsedim. Pınar Savaş, Saramago'nun alışılmış yazım kurallarına pek itibar etmeyen üslubunu anlatıyordu: konuşma çizgileri yok, tırnak işaretleri yok, çoğu zaman kimin konuştuğu açıkça belirtilmiyor; hatta "dedi", "ekledi" gibi diyaloğu kapatan ifadelere bile başvurulmuyor. Çevirmenin bunları okura önceden açıklama ihtiyacı duyması bana oldukça eğlenceli geldi.
Fakat asıl hoşuma giden, bu dağınık görünen özgürlüğün bana hiç yabancı gelmemesiydi. Saramago'nun kurallarla arasına mesafe koyan, anlatıyı kendi ritmine bırakan tavrında kendime yakın bir şeyler buldum. Belki de bu yüzden çevirmenin uyarıları beni endişelendirmek yerine güldürdü; çünkü anlatılan eksiklikler kusur değil; bir özgürlük biçimidir.